Melhamei Kübra ve Armegedon Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Melhamei Kübra ve Armegedon Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2014 Çarşamba

BATILI EMPERYALİSTLER Evanjelikal Hristiyanlık MÜSLÜMANLARIN NÜFUSUNU AZALTIYORLAR : İslâm coğrafyasına karşı Terörist Hıristiyan Batının başlattığı haçlı seferleri kesintiye uğramadan bütün hızıyla devam ediyor. Batı, emperyalisttir; çapulcu ve talancıdır. TeröristHıristiyan Batı, haçlı kinini ve zihniyetini asla değiştirmemiştir. Sadece strateji, taktik, metod ve siyaset değişmiştir. Terörist Hıristiyan Batı’nın iki tane putu vardır; para ve menfaat.

Geçmişte Saddam Irak petrollerini millileştirmek yerine ABD şirketlerine vermiş olsaydı; Irak’ın işgali şöyle dursun, Saddam’a “Nobel Ödülü” bile verilirdi. Terörist Hıristiyan Batı çifte standartlıdır. İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda münafıktır. Bu değerleri savunur görünür ama menfaat gereği bu değerleri görmezlikten gelir. Batı için Demokrasi, Mekkeli müşriklerin helvadan yaptıkları putlarına benzer. Batı acıktığında Demokrasi putunu afiyetle yer. Bu konuda Suriye ve Mısır’da yaşananlar sadece bir damladır. Geçmişte yani sömürgecilik sisteminde o ülkede işgal orduları bulunurdu. Şu anda küresel sistemde işgal ordusu tepkilere sebep olur. Ayrıca pahalıdır. Şimdi ise çoğu üniversiteli gençler olmak üzere birtakım insanların ceplerine dolar ve Euro konularak ve yağmur gibi kullandıkları havai fişek, molotofkokteylerini vererek o ülkeyi yakıp yıkıyorlar. İslâm coğrafyasında yaşayanların umutlarını yıkmak ve yakmak, şeytan Amerika ve avanelerinin daimi işidir.  

İslâm coğrafyasında Amerika ve müttefikleri Müslümanların kanlarını döküyorlar, yer altı ve yerüstü servetlerini talan ediyorlar. Başka bir ifadeyle faizli bankalar vasıtasıyla Müslümanların kanlarını içiyorlar ve etlerini de yiyorlar. Onlar insanlığa savaş ve vahşeti, kan ve gözyaşını, yalanı ve talanı armağan etmişlerdir. Ne kadar Müslüman Arap, Türk, Kürt ölürse Amerika o kadar sevinir. Müslümanın ölümü Amerika’nın bayramıdır. Amerika’nın ve müttefiklerinin sevilecek ve sevdalanacak hiçbir yanları ve yönleri yoktur. Ama ne yazık Müslümanlar bunun farkında değildirler. Asrımızda Hıristiyan dünyayı temsil edenPapa’nın“Müslümanlar, yılbaşını Biz’den daha iyi kutluyor” sözü; Rabbim Allah (cc), Kitabım Kur’ân, Dinim İslâm, Peygamberim Muhammed Rasûlüllah (sav) diyen, böyle inanan tüm Müslümanlar için hem bir ibret ve hem de bir zillet belgesidir. 
Batılılaşma, Osmanlı devrinde itikadi çürümenin ve erimenin bir sonucu olarak Müslümanlara sirayet etmiş olan bir hastalıktır. Batılılaşma hastalığı, 16. yüzyılda zirveye vardı. Batılılaşma; İslâm’a ve İslâmî değerlere ve değerlendirmelere rağmen Batı taklitçiliğine ve kitlesel savrulmaya denir. Genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise Türkiye’de kitlesel yenilenme ve değişimde; Avrupalı olmak, yaşamda Batılı toplumlara benzemek, Cumhuriyetçi neslin sevdası olmuştur. Batı’dan gelen, Batı’dan getirilen her şeye iyi ve güzel gözüyle bakılmış, Allah’ın indirdiği dinden kaynaklanan değerlere, yapılara ve yapılanmalara da kötü ve çirkin gözüyle bakılmıştır. Artık İslâm coğrafyasında laikliğe iman etmiş demokrat sağcı ve solcu müşrikler için Batılı gibi yaşamak, Batılı’ya benzemek, Batı’dan olmak, Batılıolmak ve Batı’ya sığınmak, âmentü umdelerinden sayılıyor. 
Batı denilen küresel Firavun İslâm topraklarında kurmuş olduğu Terörist Yahudi Üssü İsrail’in eliyle ve bahanesiyle Müslümanların nüfusunu azaltmak için gayri insani her yolu kullanıyor. Şunu bilelim ki; İsrail’in Hain Planlarından birisi de Arz-ı Mevud ve Nüfus Azaltma projesidir. 

BILINE ARAP BAHARININ GERÇEKTE OLANI : “ARAP BAHARI” SÖYLEMİ MASALDIR. BAHAR DENİLEN ! ASLINDA YOK EDİCİ KARA KIŞTIR



DECCAL;“Yanlışları doğru, doğruları yanlış gösterir” diye tarif edilir.Günümüzde bütün doğrular ters-yüz edildi.DECCAL şimdi savaş naraları atıyor.
YALANCI CENNET : Hasan Sabbah:

İran’da Haşşaşin denilen mezhebin kurucusu. 1090-1091′de Kahire’den İran’a dönerek Alamut Kalesi’ni ele geçiren Hasan Sabbah’ın hizmetine girenler önce içkinin içine atılmış haşhaşinle uyuşturuluyor, adam gözlerini açtığında kendini bir yalancı cennette buluyordu. Bu cennet gibi yerde, huri gibi kızlarla her türlü zevki yaşayan fedailer, bu cennetten ayrılmak istemiyordu. Ancak cennete girmenin yolu vardı. Hasan Sabbah’ın her istediğini gözünü kırpmadan yapmak. Bu yalancı cennet sayesinde Hasan Sabbah’ın etrafında oluşan fedailer ordusu, kısa zamanda adlarını duyuracak suikastlar düzenlediler ve çoğunda başarılı oldular. Hasan Sabbah’ın yok edilmesini istediği hedef kim olursa olsun suikasta uğruyor, çoğu ölüyor, kurtulanlar ise yeniden suikastlara maruz kalıyorlardı.

2010 yılının sonu ile 2011'in başında Tunus ve Mısır'da başlayan ve çok kısa bir süre içerisinde tüm bölgeyi etkisi altına alan halk hareketleri kitlesel protesto gösterilerine dönüştü. Meydanlarda toplanan halklar, "Eş-Şa'b Yurid İskate'n Nizâm / Halk rejimin düşmesini istiyor" ve "Eş-Şa'b Yurid İskate'r Reis / Halk başkanın düşmesini istiyor" gibi sloganların etrafında birleşmeye başladı.

Bu iki slogan, Arap dünyasında yeni bir siyaset dilinin doğduğunun açık bir kanıtı oldu. Bu yeni dil aynı zamanda eylemci kitlelerin hareket noktasını oluşturan devrimdeki ısrarı, yani ne tür fedakârlıklar gerektirirse gerektirsin ve ne kadar zaman alırsa alsın gerçekleşinceye kadar geri adım atmamayı vurgulamaktaydı. Devrimin öncülüğünü yapan gençler kendilerini yakma pahasına taleplerini dile getirmekten kaçınmadı. Bu eylem tarzı, Müslüman Arap toplumunda ilk kez görülüyordu.

Arap dünyasında gürül gürül yükselen sesler özelde Arap dünyasının genelde dünyanın büyük bir değişimin eşiğinde olduğunun göstergesiydi. Arap dünyası (Batılıların kavramıyla Ortadoğu) dünyanın kalbi mesabesindedir; burada meydana gelebilecek herhangi bir değişim ya da olay tüm dünyayı etkisi altına almaya müsaittir

İslam aleminde son bir kaç aydır ardı ardına yaşanan olaylar, herkesin üzerinde yoğunlaşıp düşünmesi gereken son derece önemli gelişmelerdir. Arap dünyasında anti demokratik yönetimlerin baskısı altında ezilen, gelir dağılımındaki eşitsizlik nedeniyle fakirlik ve yokluk içinde yaşayan, bazı bölgelerde de dinlerini özgürce yaşamaları engellenen inananlar kötü yaşam koşullarını protesto etmek için gösteriler düzenlemeye başladılar. İlk olarak Tunus’ta üniversite mezunu olduğu halde iş bulamayıp işportacılık yapan Muhammed Buazzi'nin bedenini yakarak fitilini ateşlediği Arap Baharı iki yılını doldurdu.

 Daha sonra bu protesto gösterileri Mısır, Yemen, Cezayir ve Ürdün’e sıçradı, hatta halk ayaklanmaları ve çatışmalara dönüştü.‘Arap Baharı’ diye adlandırılan ve 3 diktatörü deviren değişim süreci şu haliyle çıkmazda. Şimdi ülke ülke nerede ne olmuş bir göz atalım

18 Aralık 2012 Radikal Gazetesi, Merve Alkan isimli yazarın makalesinden


TUNUS: Arap Baharı’nın başlangıç noktası. Buazizi’nin ölümünün ardından, artan yoksulluk ve işsizliğe öfkeli olan halk haftalarca sokakları terk etmedi. Zeynel Abidin bin Ali önce gösterileri sert bir şekilde bastıracağını açıkladı ama şiddetin hızla yükselmesinin ardından 14 Ocak’ta 23 yıldır iktidarından vazgeçti ve Suudi Arabistan’a kaçtı. Yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle gıyabında 35 yıl hapse mahkum oldu. 17 Ocak’ta kurulan geçici hükumet içinde eski rejimden isimlerin bulunması, tansiyonu iyice yükseltti. 23 Ekim’deki seçimlere yıllarca yasaklı olan İslamcı Ennahda Partisi, oyların %41’ini aldı ve bu durum laik ve liberal kesimleri rahatsız etti. Neticede ise ülke son aylarda yine gösterilere sahne oluyor.


MISIR: 25 Ocak 2011’de başlayan halk hareketi 30 yıllık Hüsnü mübarek döneminin sonunu getirdi. Mübarek 12 Şubat’ta yönetimi orduya devretti. İki gün sonra Yüksek Askeri Konsey (YAK) seçimlere kadar yönetime el koydu. 28 Kasım’daki seçimlerde Müslüman Kardeşler büyük bir zafer kazandı. Hazirandaki cumhurbaşkanlığı seçiminde de zafer Müslüman Kardeşler ekibinden olan Muhammed Mursi’nin oldu. Ama bu defa da yeni iktidarla ordu arasında iktidar mücadelesi başladı. YAK, İslamcıların çoğunlukta olduğu meclisi feshetti. Kasımda ise laik, liberal, ve Hıristiyanlardan oluşan muhalefet, Müslüman Kardeşlerin savunduğu anayasal değişikliklere karşı ayaklandı.


LİBYA: BM Güvenlik Konseyi’nin 17 Mart’ta Libya’ya müdahalenin önünü açan kararı sonrası NATO destekli muhalifler hükümet güçlerine savaş açtı. Ayaklanmalar başladı ve 40 yıllık Muammer Kaddafi iktidarı da sona erdi. Muhaliflerin kurduğu Ulusal Geçiş Konseyi, temmuzda uluslar arası toplum tarafından Libya’nın meşru hükumeti olarak tanındı. Kaddafi ile 20 Ekim 20 Ekim 2011’de kaçarken Sirte’de linç edildi. Silahlı gruplar ile eski rejim yanlıları arasındaki mücadele hala devam ediyor.


BAHREYN: Bahreyn’de Sünni hanedanın baskısı altındaki Şiiler de diğer ülkedeki muhalifler gibi ayaklandı. Şubat 2011’de başlayan gösterilerin ardından martta Suudi Arabistan öncülüğündeki Körfez ülkeleri Sünni yönetime destek için ülkeye asker gönderdi. Şiddetli çatışmaların ardından muhalefet çok sert bir şekilde bastırıldı. Hanedan İran’ı Şiileri kışkırtmaya çalışmakla suçladı. Bahreyn’de süren gösterilerin etkisiyle, Suudi Arabistan’daki Şiiler de seslerini yükseltmeye başladı.



ARAP BAHARINDAN SONRAKİ İKİNCİ AŞAMA LİBYA’DA DEVRİMDEN CİHAT DÖNEMİNE GEÇİLDİ : İslamcılar açısından sandık dönemi bitti. Silahlı faaliyetlerini bu tanım içinde özetlediler.

 
İHH konferans salonunda bir grup Libyalı temsilciyi dinledik. Halife Hafter’e muarız olan bu grup, Fecri Libya olarak anılan İslami muhalefete yakın duruyordu. Libya’nın tamamını temsil ediyorlardı. İçlerinde Trablus, Bingazi, Fezzan, Sebha bölgelerini temsilen katılanlar vardı.
Libya’da tercümanlık yapan Aşık Refik Aydoğdu mahdumu Rafet Bey de görüşme fırsatı ve alaka tazeleme fırsatı bulduk. Bu vesile ile Kuzuluk’tan müşterek dostumuz Mustafa Kuş’u da anmış olduk.
 Libya heyeti iki saate yakın konuştu; konuştuklarından geride aklımda tek bir cümle kaldı. Libya’da devrimden cihat dönemine geçtiklerini söylediler. Bu Arap Baharından sonraki ikinci aşamayı gösteriyor. İslamcılar açısından sandık dönemi bitti. Silahlı faaliyetlerini bu tanım içinde özetlediler. Diğerleri açısından da aslında sandık dönemi bitti.Ürdün dahil bölge ülkeleri darbe düzenine ve İslamcılara bastırma, sindirme düzenine geçtiler. Dolayısıyla bundan sonraki safha cihat safhası olarak taayyün ediyor. 
Lakin burada teorik bir tartışma var. Dahilde silahlı cihat faaliyetleri olabilir mi? Bu noktada anti şiddet veya pasiflik ekolünü temsil eden Cevdet Said gibiler elbette muhalefet şerhi düşüyorlar. Bununla birlikte onların muhalefetine rağmen Arap Baharı şiddet sarmalına dönüşmüştür. Burada hak sahiplerine yabancılaşacak mıyız? Ya da Esat’ı onaylayacak mıyız? Bunda kabahat halkın olmayıp kurulu düzenlere tahakküm edenlerindir.
Metodun doğrusu, nefis dairesinde, dahilde mücahade ve barışçıl bir tarz olmakla birlikte istisnalarını ortadan kaldırdığımızda mutlak zulme cevaz vermiş oluruz. Yöneticileri de tanrı katına çıkarmış oluruz. Siyasi barajın önünde boşaltma menfezi olmazsa hepimiz siyasi tufanda boğuluruz. Bugün ıslahın barışçı seçenekler yürütülmesi neredeyse imkansız hale gelmiştir. Hazreti Peygamberin irtihalinden sonra nasıl ki ridde çığırı baş göstermişse Arap Baharının ardından da darbeler sürecinde benzeri bir süreç baş göstermiştir.
 Arap Baharının halk iradesini ve halk iradesinin de İslami kesimleri, Müslüman Kardeşleri yüzeye çıkarmasıyla birlikte İslami referanslara karşı bir ridde dalgası oluşmuştur. Lakin Ebu’l Hasan en Nedevi’nin ifade ettiği gibi, bu sürecin tek eksiği Hazreti Ebubekir ve iradesidir. Hazreti Ebubekir nasıl ki bazı sahabelerin itirazına ve muhtemel risklere rağmen ridde akımına mensup kesimlerin ve kabilelerin üzerine gitmişse günümüzde de en azından bazı hallerde silahlı faaliyet anlamında da cihat seçeneği, vazgeçilmez bir unsur olarak kendisini dayatmaktadır. Arap Baharı, Arap dünyasının en dip noktaya ulaşmasından sonra ortaya çıkmış bir sosyal çalkalanmadır.
 Filistin meselesi, Kudüs meselesi, Aksa meselesinin sahipsizliği vardığımız tereddiye delildir. Kimileri hâlâ eskiyi tamir etme sevdasında. Bu olmayacak bir şey. Mine’l muhal devamu’l hal dedikleri gibi eski halin devamı imkansızdır. Lakin kimileri eski sistemi çarpık da olsa diriltme çabasında. İslami literatürde fitne yerine zulmü önceleyen sayısız dayanak bulabiliriz. Lakin bunları vakıaya yansıtma noktasında isabetsizlik var. Cevru sittine sene hayrun min hareci saa demişlerdir. ‘Bir saatlik kaostan ise zalim sultan evladır’ gibi ifadeler her makamda geçerli olamaz. Bu ise toplum düzenini düşünürken istibdat fıkhına kapı aralamak olur. Günümüzde yanlış doğruyu sarmış, zalim mazlumu kuşatmış durumda. Tarihi bir huruç hareketi zorunlu hale gelmiştir.

1 Kasım 2014 Cumartesi

MUHTEŞEM BİR KIYAMET DESTANI… İYİYLE KÖTÜNÜN SAVAŞINI HİÇ BÖYLE OKUMADINIZ : İncil’e göre Gog’la Magog, Kur’an-ı Kerim’e göre ise Ye’cüc ve Me’cüc ordusunun kıyamet yaklaştığı zaman dünyayı istila edeceği söyleniyordu



Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları Gog’la Magog’u saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur.
VAHİY: Va.20:8

Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
ENBİYÂ SÛRESİ 96.Ayet

İncil’e göre Gog’la Magog, Kur’an-ı Kerim’e göre ise Ye’cüc ve Me’cüc ordusunun kıyamet yaklaştığı zaman dünyayı istila edeceği söyleniyordu ve bu ordu görünüşe göre Hz. Zülkarneyn’in yaptığı sedden kurtulmuşlardı. Askerlerin bu orduyu durdurup durduramayacaklarını ise zaman gösterecekti.

***

Tarih: 12 Aralık 2012 (12.12.12 )
Saat: 12: 12
Yer: Suudi Arabistan – Mekke

Mekke’nin merkezinde, Aralık ayının ortasında bile tüm dünya yazı yaşamaya devam ediyordu. Bu sıcaklığın sebebi küresel ısınma mıydı yoksa çölün verdiği bir hava değişikliği miydi? Ali, Suudi Arabistan’da çalışmaya karar verdiğinde belki de bu kadar sıcak olacağını tahmin etmiyordu. Oysa bu genç mimarı Türkiye’de de güzel bir gelecek bekliyordu. En büyük holdinglerden birinde staj yaparken zekâsı ve çalışkanlığıyla işini garantiye almıştı bile. Mekke’de büyük bir Türk firmasının yeni inşaatında çalışacak mimarlardan biri olmuş ve yaklaşık 6 aydır da bu sıcak ve kutsal memlekette bulunmaktaydı. Ülkesinden uzakta olmasına rağmen belki de Kâbe’nin o kutsal havasından dolayı vatan hasretini şimdiye değin çok çekmemişti. Ama 6 aylık çalışmanın ardından gelecek hafta 15 günlüğüne Ankara’ya dönecek ve kısa bir tatil yapacaktı ailesinin yanında.


DEVAMI: