SİYONLAR-AMONLAR-SÜFYAN MÜNAFIKLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SİYONLAR-AMONLAR-SÜFYAN MÜNAFIKLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2014 Çarşamba

İSLÂM COĞRAFYASININ PROBLEMİ AMELİ DEĞİL İTİKADİDİR ZULÜMDEKİ EŞİTLİĞİN KAVGASI : Mert olanlar için en büyük talihsizlik, namert bir düşmana sahip olmalarıdır. Yarası iyileşmeyen taifelerden birisi de, iyi niyetlerinden vurulanlardır. Babaları uyarılmamış gafil bir kavimle karşı karşıyayız. Bu gafil kavimden biri şöyle diyor:


İSLÂM COĞRAFYASININ PROBLEMİ AMELİ DEĞİL İTİKADİDİR

 İslâm coğrafyasının sakinleri  bu asırda Kur’ân’la idare olunmayı kabul etmemenin faturasını ödüyorlar. İdarecilerimiz bizi Kur’ân’la idare etmekten vazgeçtikleri, Allah’ın kitabı konusunda seçmeci ve sentezci davrandıkları günden bu yana Rabbimiz azabımızı kendi aramızda kıldı. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) buyuruyor:

“Bir milletin idarecileri Allah’ın kitabı ile hükmetmedikleri ve Allah’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikleri zaman; Allah onların azabını kendi içlerinden verir. (Onları aralarındaki fitne, fesat ve anarşiyle cezalandırır.)” (Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l Fiten: 22)

İdarecileri Allah’ın kitabıyla hükmetmeyen, Allah’ın indirdiği hükümler karşısında seçmeci ve sentezci davranmayı alışkanlık haline getirmiş toplumların dini başka dünyası başka olur. Dini başka dünyası başka olan insanların içinde bulundukları hâl, imansızlık hâlidir. İşte şu asrımızda İslâm coğrafyasının problemi; Allah’a yedek ilahlar bulması, Allah’ın hükmünü ve hâkimiyetini bırakıp Allah’a rağmen bulduğu yedek ilahların hükmüne ve hâkimiyetine bağlı ve bağımlı kalmasıdır. İslâm coğrafyasının asli problemi budur. Müslüman’ın imanıyla mukayyet kalması unutulursa Müslüman’a tuzak kurulur. Münkir ve müşrike ihtiyaç kalmaz Müslüman bizzat Müslüman tarafından vurulur.

Memleketimizde kâğıda dokunan kalemler, oduna dokunan kibritten daha çok yangın çıkarıyorlar. Memleketimizin insanı Batıya baka baka boyun fıtığı oldu. Annesini, babasını inkâr eden haramzadelerle doldu. Memleketimizdeki laikliğe iman etmiş Demokrat sağcı ve solcu müşrikler sevdalanmışlar iklim-i Ruma. Hariçteki ecnebi düşmana gerek kalmadı şimdi onlar dinimize karşı geçmiş hücuma. Din haini, iman mahrumu memlekete yar olmadı. Ehl-i Rum rahat etsin ona çok ağyar kalmadı.

Satılmış ruhları esarete sevdalanmış güruhlarla geri alamazsınız. İmanınız arızalı ise, Müslümanlara örnek ve önder olamazsınız.  Şunu bilin ki; yüzünüz fikrinizin fihristesidir. İmanınızdan verdiğiniz her taviz, cehennemdeki yerinizin davetiyesi olacaktır.

Müslüman olarak düşmanları tarafından kendilerine atılan her bombanın İslâm’a, İslâm’ın asırlarca bu topraklarda örmüş olduğu Müslüman tarihe ve imaja isabet etmesinden en ufak bir rahatsızlık duymayanlar, evvela itikadda sonra da amelde duygusuzlaşmış olanlardır. İmanî ve ameli duyarlılığı kalmamış olanlar, “Biz  de Müslüman’ız”  deseler dahi kendilerinden her türlü kötülüğü beklemek mümkündür.  Çünkü onlar itikaden kuduz hastalığına yakalanmış olanlardır. 
İslâm coğrafyasında hesabı verilmeyecek bir hayat dayatılıyor. Böyle bir hayatı dayatanlar, âhiret gününe inanmayanlardır. Çünkü hesabı verilmeyecek bir hayat yaşayanlar, Hesap Günü’nden kaçanlardır. Onlar Firavunların kucağında takla attılar. İnsanların umutlarını yaktılar. Onların dini Allahû Teâla tarafından “İndirilmiş Din” değil, başka dinlerdir.
“Uydurulmuş Din”e karşı “Üretilmiş Din”in kavgasını verenler, Allahû Teâla tarafından “İndirilmiş Din”e düşman olanlardan sayılırlar. “Üretilmiş Din”in kavgasını verenler, Peygambersiz olarak Kur’ân’ı, Sahâbesiz  de sünneti anlamaya çalışan, ibadetlerin içini boşaltıp zevklerinin peşinde koşanlardır. Onlar, “İndirilmiş Din”i boş vermiş boş konuşan insanlardır.

İslâm coğrafyasında Firavunluk, Nemrudluk yeniden hortladı. Kuvvetin “Kuvvet Ahlâkı”ndan mahrum olanların eline geçmesi, Firavunların çoğalmasının garantilenmesine sebep oldu. Firavunluklarını garantilemiş olanlar, hemcinslerine saldırıyorlar. İnsanlık ölüyor; ölüyor babalar, ölüyor anneler, ölüyor kundaktaki bebekler. Vicdanlar kayıp, bu diyardan firar ediyor kuşlar, kelebekler. Zalimi ve zulmü engellemeye gücün etmiyorsa, bari zalimi zulmüyle birlikte ifşa et. Bu da zalimi ve zulmü engellemenin bir yoludur. Beşeriyet âlemi feryad ediyor. Şayet Şeriatullah ile yetişmezsek beşeriyet âleminin imdadına. Karanlıkta karanlık işler yaparız Firavunlar adına!

Müslüman Kavimlerden Türkler, Kürtler ve Araplar, dinlerine rağmen, imanlarına rağmen, küresel Firavun Amerika’nın, şer şebekelerinin planlayıcısı İngiltere’nin, Avrupa’nın uyuşturucu kapısı Almanya’nın verdikleri silahlarla birbirlerini bitiriyorlar. Onlar silah stoklarını tüketiyorlar. Müslümanlar ise birbirlerini öldürüyorlar. Onlar zenginleşip kâinatı kirletiyorlar, Müslümanlar ise tabutlarla yerin altına gömülüyorlar. Ey İslâm coğrafyasının sakinleri Araplar, Türkler ve Kürtler! Siz ne zaman uyanacaksınız? Ne zaman ellerinizdeki Amerika’nın, İngiltere’nin, Almanya’nın silahlarını atıp birbirinizle kucaklaşacaksınız? Bilin ve inanın ki; İslâm coğrafyasında Müslümanlar birbirleriyle savaştıkça ağıtlar Türkçe, Kürtçe ve Arapça, Zafer çığlıkları ise İngilizce ve İbranice olacaktır.


ZULÜMDEKİ EŞİTLİĞİN KAVGASI/1

 “Ateistim ama bunu kimseye kanıtlamak mecburiyetinde değilim. Allah biliyo ya o bana yeter!”  İşte burası, gafletin ve cehaletin buluştuğu yerdir. Biz cehaleti saadet diye belletenlerin devrindeyiz.


BATILI EMPERYALİSTLER Evanjelikal Hristiyanlık MÜSLÜMANLARIN NÜFUSUNU AZALTIYORLAR : İslâm coğrafyasına karşı Terörist Hıristiyan Batının başlattığı haçlı seferleri kesintiye uğramadan bütün hızıyla devam ediyor. Batı, emperyalisttir; çapulcu ve talancıdır. TeröristHıristiyan Batı, haçlı kinini ve zihniyetini asla değiştirmemiştir. Sadece strateji, taktik, metod ve siyaset değişmiştir. Terörist Hıristiyan Batı’nın iki tane putu vardır; para ve menfaat.

Geçmişte Saddam Irak petrollerini millileştirmek yerine ABD şirketlerine vermiş olsaydı; Irak’ın işgali şöyle dursun, Saddam’a “Nobel Ödülü” bile verilirdi. Terörist Hıristiyan Batı çifte standartlıdır. İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda münafıktır. Bu değerleri savunur görünür ama menfaat gereği bu değerleri görmezlikten gelir. Batı için Demokrasi, Mekkeli müşriklerin helvadan yaptıkları putlarına benzer. Batı acıktığında Demokrasi putunu afiyetle yer. Bu konuda Suriye ve Mısır’da yaşananlar sadece bir damladır. Geçmişte yani sömürgecilik sisteminde o ülkede işgal orduları bulunurdu. Şu anda küresel sistemde işgal ordusu tepkilere sebep olur. Ayrıca pahalıdır. Şimdi ise çoğu üniversiteli gençler olmak üzere birtakım insanların ceplerine dolar ve Euro konularak ve yağmur gibi kullandıkları havai fişek, molotofkokteylerini vererek o ülkeyi yakıp yıkıyorlar. İslâm coğrafyasında yaşayanların umutlarını yıkmak ve yakmak, şeytan Amerika ve avanelerinin daimi işidir.  

İslâm coğrafyasında Amerika ve müttefikleri Müslümanların kanlarını döküyorlar, yer altı ve yerüstü servetlerini talan ediyorlar. Başka bir ifadeyle faizli bankalar vasıtasıyla Müslümanların kanlarını içiyorlar ve etlerini de yiyorlar. Onlar insanlığa savaş ve vahşeti, kan ve gözyaşını, yalanı ve talanı armağan etmişlerdir. Ne kadar Müslüman Arap, Türk, Kürt ölürse Amerika o kadar sevinir. Müslümanın ölümü Amerika’nın bayramıdır. Amerika’nın ve müttefiklerinin sevilecek ve sevdalanacak hiçbir yanları ve yönleri yoktur. Ama ne yazık Müslümanlar bunun farkında değildirler. Asrımızda Hıristiyan dünyayı temsil edenPapa’nın“Müslümanlar, yılbaşını Biz’den daha iyi kutluyor” sözü; Rabbim Allah (cc), Kitabım Kur’ân, Dinim İslâm, Peygamberim Muhammed Rasûlüllah (sav) diyen, böyle inanan tüm Müslümanlar için hem bir ibret ve hem de bir zillet belgesidir. 
Batılılaşma, Osmanlı devrinde itikadi çürümenin ve erimenin bir sonucu olarak Müslümanlara sirayet etmiş olan bir hastalıktır. Batılılaşma hastalığı, 16. yüzyılda zirveye vardı. Batılılaşma; İslâm’a ve İslâmî değerlere ve değerlendirmelere rağmen Batı taklitçiliğine ve kitlesel savrulmaya denir. Genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise Türkiye’de kitlesel yenilenme ve değişimde; Avrupalı olmak, yaşamda Batılı toplumlara benzemek, Cumhuriyetçi neslin sevdası olmuştur. Batı’dan gelen, Batı’dan getirilen her şeye iyi ve güzel gözüyle bakılmış, Allah’ın indirdiği dinden kaynaklanan değerlere, yapılara ve yapılanmalara da kötü ve çirkin gözüyle bakılmıştır. Artık İslâm coğrafyasında laikliğe iman etmiş demokrat sağcı ve solcu müşrikler için Batılı gibi yaşamak, Batılı’ya benzemek, Batı’dan olmak, Batılıolmak ve Batı’ya sığınmak, âmentü umdelerinden sayılıyor. 
Batı denilen küresel Firavun İslâm topraklarında kurmuş olduğu Terörist Yahudi Üssü İsrail’in eliyle ve bahanesiyle Müslümanların nüfusunu azaltmak için gayri insani her yolu kullanıyor. Şunu bilelim ki; İsrail’in Hain Planlarından birisi de Arz-ı Mevud ve Nüfus Azaltma projesidir. 

İDARİ FESADIN VE RÜŞVETİN TOPLUM ÜZERİNDEKİ TEHLİKESİ Ey iman edenler, Allah’a ve Resul’üne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin.


İDARİ FESADIN VE RÜŞVETİN TOPLUM ÜZERİNDEKİ TEHLİKESİ

Değerli Kardeşlerim!
“İdari fesat ve rüşvetin ve toplumdaki etkileri” hakkında bir konferansta buluşmamız oldukça önemlidir. Saygıdeğer Suudi Arabistan Genel Müftüsü, Kıdemli Âlimler Konseyi Başkanı, büyük şeyhimiz Abdülaziz b. Abdullah b. Abdul Aziz b. Abdullah Al-Şeyh’in, (Allah onu ödüllendirsin, itaati ile şereflendirsin, onu İslam’a ve Müslümanlara bağışlasın) aramızda bulunmasından mutlu olduk.
Değerli Kardeşlerim!
Bu konu oldukça detaylı ve önemli bir konudur. Allahu Teâlâ ıslahı emretmiş, fesadı nehyetmiş ve şöyle demiştir:
“…onları ıslah et, bozguncuların yoluna uyma.” (A’raf Suresi 142. Ayet meali)
Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.” (Bakara 11) Ve şöyle buyurmuştur: “Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” (A’raf Suresi 56. Ayet meali)
Allahu Teâlâ, fesatçıların işlerinin geçersizliğine hüküm vermiş ve fesada ve fesat ehline nefretini bildirmiştir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Yeryüzünde fesadı/bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas Suresi 77. Ayet meali)
Yine Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Çünkü Allah bozguncuların işini düzeltmez.” (Yunus Suresi 81. Ayet meali)
Fesadın Türleri
Allahu Teâlâ fesada ve fesatçılara çok ağır cezalar koymuştur. Fesat manevi ve hissedilebilir olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır.
Manevi Fesat
Manevi fesat, Allahu Teâlâ’nın şu sözünde geçtiği gibidir:
“İşte bu yüzdendir ki İsrailoğullarına şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur…” (Maide Suresi 32. Ayet meali)
Hissedilebilen Fesat
Hissedilebilen fesat, Allahu Teâlâ’nın âyetinde geçtiği gibidir:
“Allah ve Resul’üne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri, ya asılmaları yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvalığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.” (Maide Suresi 33. Ayet meali)
İdari Fesat
Allahu Teâlâ tarafından yasaklanan fesat çeşitlerinden bazısı idari fesat ve rüşvettir. Bu ayrıntılı unsurları olan konuyu alıcının faydasını gerçekleştirmeyi kolaylaştıracak şekilde sunacağız. Bu unsurları konuşacağız, bunların sayesinde idari fesadın ve rüşvetin şer’i hükmünü açıklayacağız. Ondan sonra da fesadın yayılmış sebeplerini, toplumda idari fesadın yayılmasını ve etkilerini açıklayacağız. Ondan sonra da çözümünü açıklayarak bitireceğiz.
Bu mesele resmi görevler ve özel kurumlardaki görevler fark etmeksizin yayılmıştır. İnsanların çalıştıkları görevler sayesinde idari fesat ve bunun çeşitli şekilleri ve dolayısıyla da rüşvet yayılmıştır.
İdari Fesadın tanımı
İdari fesat, kamu otoritesini, kişisel çıkarlar elde etmek için kullanmaktır. Bu, kamu maslahatını kişisel maslahat elde etmek için kullanmak gibidir ve işin istenilen şekilde yapılmamasıdır.
Bunu şu şekilde de ifade etmek mümkündür; idari fesat görevle ilgili işleri şer’i ve kanuni olarak istenilen şekilde yapmamaktır. İş gereği gibi yapılmadığı taktirde bu, idari fesat kapsamına girer.
Rüşvetin tanımı

11 Kasım 2014 Salı

1) Süfyan İSLAM SUFYANİ DECCALLAR : 1) Sufyan ; Osmanlı içinden çıkan müslüman görüntüsünde İslam düşmanı Komutan Sufyan



Hz. Ali (ra) 1.İslam deccalına “Süfyan” namını vermiştir ve kendisinden kaynaklanan bütün rivayetlerde bu İslam deccalından bahsetmiştir. Yine rivayetlerde süfyanın askerî bir komutan olacağı da ifade edilmiştir. (Müslim, Fiten, 125)

Bediüzzaman bu hadisi açıklarken şöyle buyurur: “Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanatı olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir. (Şualar, s. 461)


İslamlar içinde merkez-i hükümet-i İslamiyede ortaya çıkarak Müslümanların arasına fitne ve fesat verip bütün Müslümanları birbirine düşürür, İslam düşmanlarının Müslüman ülkeleri işgal etmesine sebep olur ve bu karışıklıktan istifade ederek “Şeriat-ı Muhammediyeyi” hem tahrip eder, hem de hükmünü yürürlükten kaldırır.


Ama ne var ki akılları bozulmuş ve deccalın kendilerine sağladığı imkânlarla dünyaya dalmış yarı bilgin “Ulema-i Sû” lakabını hak etmiş bilginler tarafından onun bu tahribatı “dini hurafelerden kurtarmak” olarak halka anlatılır ve onu dini hurafelerden kurtaracak büyük bir bilgin olarak gösterilir. Hatta bir kısım meddahlar onu “mehdi” olarak takdim ederler
.
İslam içinden çıkan bu deccal .

1 Mehdiye :Hz. Mehdi’yi devamlı tarassut altında tutar ve baskısı üzerinden hiç kalkmaz.” (Tılsımlar, 212) 













Rivayette var ki, “âhirzamanın dehşetli bir şahsı sabah kalkar, alnında ‘Hâzâ kâfir’ yazılmış bulunur.” Buhari, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101, 102; Tirmizî, Fiten: 62; Müsned, 3:115, 211, 228, 249, 250, 5:38, 404-405, 6:139-140.

Allahu a’lem bissavab, bunun tevili şudur ki: O Süfyan, kendi başına frenklerin serpuşunu (şapka) koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanunla tâmim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah ihtida eder; daha herkes -yalnız istemeyerek- onu giymekle kâfir olmaz.


*

Hz. Ali (RA)dan rivayete göre;

...Süfyani daha sonra yetmişbin kişilik ordu ile diğer yerler üzerine yürüyecektir. Oralarda katliamlar yapacak, alimleri öldürecek, mushafları yakacak, camileri tahrip edecek, haramları kaldıracak, eğlence ve fuhuş yerlerinin açılmasını emredecek.



Hocaları Toptan Kaldırmalı, din ve namus telakkisini kaldırmalıyız :


DEVAMI :

2) Sufyan ; Türkiyeden çıkacak Din Bilgini Cemeattçı Sufyan


 Fitnesine kapılan imansızlığa düşerek dünya ve ahret saadetinden mahrum kalacaktır. Yedi adım arkasına takılan bir daha geri dönüp hidayete eremeyecektir. Zira hilekâr olduğu ve fitne ile iş gördüğü için “münafık” olacak, dindar görünerek dinleri birleştirme ve Hz Muhammed s.a.a efendimizi kitaptan ve sinsi bir şekilde dini ortadan kaldırmaya çalışacaktır.


Kâfirler onun küfrüne, dindar olanlar da onun münafıkane sözlerine aldanarak dindar bilecektir.

Sonra icraatını da akla ve dine uyduracağı için yolunu doğru bilerek arkasına takılan ve onu müdafaa eden “ulema” sayesinde halkın teveccühünü kazanarak büyük bir desteğe sahip olacak ve dini ve imanı, şeriat-ı Ahmediyeyi tahrip edecektir.

Bunu da dini koruma iddiası ile yapacağı için işin iç yüzünü bilmeyen ve gerçek din âlimi olmayan onun deccal olduğunu bilemeyeceklerdir.
Diğer bir rivayette, "İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek" denilmiş.Burada başlangıç dönemi Sufyanın temelleri  bu bölgeden başlayacağı ve hilafet merkezine  bölgelere buradan yayılacağı anlaşılmaktadır.
Bir başka hadisinde, Hz. Ebubekir (ra) rivayetle, Resulullah (s.a.v.) bize haber verdi ki;  “Deccal, Doğu tarafından çıkacaktır. Oraya, HORASAN  denir.”

Türkçe de, uzak olan bir yere (coğrafya ya)  “IRAK” tabiri kullanılırken  Irak devleti  ve coğrafyası kasdedilmez ise hatta Erzurum’da, belki de Arapça’dan geçmiş olan ve çok uzak anlamına  gelen Horasan tabiri kullanıldığını da geçmişten herkes bilir.

Bununla birlikte bu rivayetlerde, sonradan çıkacak ikinci İslam deccalı Süfyanın, uzun yıllar İslama başkentlik yapan yerden çıkacağını , İnançsızlığa dayalı sisteminin projelerini hazırlayabileceğine de bir işaret vardır.

Dünya’da iki tane “Horasan” isimli coğrafi bölge vardır.Birisi Erzurum’un, Doğu’sunda Hasankale  ve onun da Doğu’sunda bulunan ve ayni zamanda, Erzurum’un da  bir ilçesi olan Horasan’dır.İkinci Horasan gelince; Doğudaki komşumuz İran’ın Kuzeydoğusunda bulunan büyük bir coğrafi bölgenin adı, Horasan’dır.
Deccaliyet Deccal  bir fikir, felsefe ve inanç akımıdır ve birer ideoloji ve misyondur. Bu  üç kişide bu misyonun liderleri ve uygulayıcılarıdır. (materyalizm, kominizm ve kapitalizm.. gibi) Bu sebepledir ki; bütün hadis-i şerifler, Müslümanları; daima müteyakkız olmaya itmiş ve bu vesile ile de, Mehdi arayışları  tetiklenmiş, Hz. İsa (a.s.) üstünde düşünülüp araştırmalar yapmaları da sağlanmıştır

Deccaller, ilk çıktıkları zamanlar, gerek Süfyani  gerek gerçek Deccal ve gerekse Hz. Mehdi de  dahil;  kendilerinin Süfyani,  Deccal ve Mehdi olduklarını bilmeyecekler. Bildikleri zaman da, ilâhi planda kaderlerinin yazgısından, Dünyevi planda ise çok azgın olan nefislerinden, Allahınverdiği hükümlerden kurtulamayayacaklardır.

Hz. Mehdi içinse Allah’ın emrine kulluk bilinciyle uymaktan  dolayı, sonradan bu vazifelerinden ve  bu iddaalarından hiç bir şekilde vazgeçemeyeceklerdir

Yine bir hadisten  öğreniyoruz. “İstanbul, İslâm güçleri tarafından fethedildikten sonra.”  Bu fetih,  İstanbul’un ilk fethi olup, Hz. Mehdi liderliğinde  ikinci fethi Deccal zamanında olacaktır.Savaşsız olarak teslim alınacaktır.

 Hadis-i şerif: “ İnsanlar üzerine, bir zaman gelecek ki; onların hepsi Kur’an okur, ibadet (etmeğe)  çalışırlar  ve ehl-i bidatle de meşgul olurlar.

Lâkin, bilmedikleri cihetten dolayı müşrik olurlar. Okumalarına ve ibadetlerine bedel (olarak) rızık alırlar ve Dünya’yı, din karşılığında yerler. İşte bunlar kör  olacaklardandır.

Mahz-ı mevhibe-i İlâhiye olacak ve kendisine hikmet-i İlâ­hiye ve hikmet-i Kur’aniye ihsan edilecek.
Bu koyun postuna bürünmüş kurt misali mazlum ve masum kalbi saf  müslümanları kullanacaklar.
Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden riyakârlar çıkar. Sözleri baldan tatlıdır. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur.”(Hadis-i Tirmizi) sözünü işaret buyurmuşlardır.                  
Bazı kimseler her ne kadar görünüşte iyi işler yapıp bir yerlere gelerek insanların güvenini kazansalar bile, istedikleri yere geldiklerinde kurdun uluması gibi çıkaracakları bet sesleri, onların art niyetlerini ortaya çıkaracaktır..

Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri;
Bana ağzını aç ki sana kim olduğunu söyleyeyim”buyurması, bu konuyu ne kadar bariz bir ifade ile anlatmaktadır.”
Nabza göre şerbet verme fitnesi ile kimseyi “dini” dışında bırakmayacaktır:
Deccal in en tehlikeli illüzyonu Takliden “ALLAH ” inancına inanmış ve benimsemiş kişi ve toplumları da etkilemesiyle kendisini gösterecektir.
Dünyevi gözleriyle gördüğü hadiseleri abartan bu kimse ve toplumlar ya karşılarında “üst düzey veli” olduğunu sanacaklar ve dolayısıyla deccale tabi olacaklardır.
Süfyan ve Deccalların kendilerinden daha çok, Süfyaniyet ve Deccaliyet denilen cereyanları ve 9 komiteleri daha dehşetlidir.

Kur'an-ı Kerimin (Neml, 48) âyetinde, 9 şerir çete veya çete başlarının şehirde devamlı ifsad edecekleri bildirilir.
Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı. 27/NEML-48
Bu Dokuzlar Kimlerdir : Musevilik  Yahudilik ve Masonluk – Siyonistlik farklı şeylerdir!
Hazreti Musa'ya inanmak başka Yahudi olmak başka ,Masonik Siyonist bir sistemin içinde olmak ayrı şeylerdir.

Bu Yahudiler
Yüksek Adalet Evi tarafından örgütlenir! Her ülkede ayrı ayrı örgütlenir.

Türkiye'de şimdi Tapınak konseyi'nde 9 Türk görünümlü yahudi vardır! Bunlar çok güçlü ailelerin temsilcileridir!

 Bu 9 tapınakçı dışında önceden görev yapmış ancak şimdi dışarıdan destek veren 91 Tapınakçı daha vardır!Bunların hepsi diğer üst yöneticilerinin tamamen emrindedir.Belçika Bilderberg ise kendine bağlı olan diğer Bilderberg"lere emrediyor .



1 - RİSALİYE NURDA İslâm Deccalı SUFYAN DECCALINI BULMAK İÇİN HADÎS-İ ŞERİFİNİN SIRRIYLA HAREKET ETMEK


1 ) ÜÇÜNCÜ HÂDİSE: Bir rivayette "İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek" denilmiş. Bunun bir tevili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyet'in en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.

Amma şu zamanda, medeniyet-i Avrupa'nın tahakkümüyle, felsefe-i tabiiyenin tasallutuyla, şerait-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla, efkâr ve kulûb dağılmış, himmet ve inayet inkısam etmiştir. Zihinler maneviyata karşı yabanileşmiştir. İşte bunun içindir ki,

Şu zamanda birisi; dört yaşında Kur'an'ı hıfzedip, âlimlerle mübahase eden Süfyan İbn-i Uyeyne olan bir müçtehidin zekâsında bulunsa, Süfyan'ın içtihadı kazandığı zamana nisbeten, on defa daha fazla zamana muhtaçtır.

Süfyan, on senede içtihadı tahsil etmiş ise, şu adam yüz seneye muhtaçtır ki tahsil edebilsin. Çünki Süfyan'ın ibtida-i tahsil-i fıtrîsi sinn-i temyiz zamanından başlar.

Yavaş yavaş istidadı müheyya olur, nurlanır, herşeyden ders alır, kibrit hükmüne geçer. Amma onun naziri, şu zamanda çünki zihni felsefede boğulmuş, aklı siyasete dalmış, kalbi hayat-ı dünyeviyede sersem olmuş, istidadı içtihaddan uzaklaşmış.

Elbette fünun-u hazırada tevaggulü derecesinde istidadı içtihad-ı şer'î kabiliyetinden uzaklaşmış ve ulûm-u arziyede tefennünü derecesinde içtihadın kabulünden geri kalmıştır. ( İslam prensiplerini kullanarak hükme varmak ) Sözler 481

İCTİHAD : Yani Kıyas , bu benzetme işine “İctihad” denir.
Kıyas, yani ictihad yapabilecek derin âlimlere de “Müctehid” denir



2 ) YEDİNCİ MES'ELE: RİVAYETTE VAR Kİ: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi' olacaklar." Şualar 585




3) BİRİSİ: NİFAK PERDESİ ALTINDA, Risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Mektubat, Sayfa 60




4 ) GARİBDİR HEM ÇOK GARİBDİR: Yediyüz sene müddetinde İslâmiyet'in ve Kur'an'ın elinde şeref-şiar, bârika-âsâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyet'in bir kısım şeairine karşı istimal etmeğe çalışır.

Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. "Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor" diye rivayetlerden anlaşılıyor. Şualar 596


5 ) Nasılki kavm-i Firavun'a "çekirge âfâtı ve bit belası" ve Kâ'be tahribine çalışan Kavm-i Ebrehe'ye "Ebabil Kuşları" musallat olmuşlar.

ÖYLE DE: Süfyan'ın ve Deccalların fitneleriyle bilerek, severek isyan ve tuğyana ve Ye'cüc ve Me'cüc'ün anarşistliği ile fesada ve canavarlığa giden ve dinsizliğe, küfr ü küfrana düşen insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle,

Arzdan bir hayvan çıkıp musallat olacak, zîr ü zeber edecek. Allahu a'lem, o dabbe bir nev'dir. Çünki gayet büyük bir tek şahıs olsa, Şualar ( 591 )

İŞTE GÜNÜMÜZÜN EBABİL KUŞLARI NIN t w i t t e r İN YAPABİLDİKLERİ



6 ) ONA KARŞI Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Âl-i Beyt'ten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır. Mektubat 56

Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaatı gelmiş ki; "Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'atlar zulümatını dağıtacak." Mektubat s. 345

Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir.Kastamonu Lahikası, 72

Ve inşâallah hiçbir kuvvet Anadolu'nun sinesinden onu çıkaramaz. Tâ âhirzamanda, hayatın geniş dairesinin asıl sahibleri (yani Mehdi ve şâkirdleri) Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip, Allah'a şükrederiz. Tarihçe-i Hayat ( 294 )








FETULLAH AMAN RAHİPLERİ GİBİ : Mısır’lı din adamları Amonlar Firavun’u tahttan indirip kendileri iktidara geçmişlerdir. Bu duruma Mısır halkı ve ordu tepki göstermiş ve Amon Rahipleri Sudan’a sürülmüş ve Firavun yeniden tahta çıkmıştır.




GÜNÜMÜZDE : Türklük adına 2 bin cemiyet, islamiyet adına 3 bin cemiyet, vakıf, dernek kurulmuş. Bu yönlendirmedir, planlı, nizamlı ve intizamlı bir tahriptir. Bu dernek, vakıf ve kuruluşların başındaki insanlar düşünmelidir.

Aynı durum Mısır tarihi için de geçerlidir. Bizler Mısır tarihi hakkında çok az şey biliriz. Ve mesela National Geographic belgesel kanalı bir misyon olarak Mısır medeniyetini karartma görevini yıllardır ısrarla devam ettirir. Gerçeği efendilerine, masalları ise bize satar. Koskoca Mısır tarihinden bize sadece Kleopatra’nın kalçalarını ve akıl almaz Piramit masallarını anlatır.

Mısır dinini rahip sınıfı olan Amonlar ve Mısır tarihini ise Firavunlar yazmıştır.

Mısır dini deyip geçmeyelim. Yahudilik ve Hıristiyanlık varlığını Mısır dinine borçludur (ve Babil’e.) Mısır olmasaydı muhtemelen her iki din de olmayacaktı. Aslında Mısır dini yeryüzünün en mükemmel tek tanrılı dinlerindendir. Ama sapkın

Din adamlarının siyasete müdahalesi yaşanmış bir şeydir ancak Mısır’lı din adamları Amonlar bundan daha fazlasını yapmış ve Firavun’u tahttan indirip kendileri iktidara geçmişlerdir. Bu duruma Mısır halkı ve ordu tepki göstermiş ve Amon Rahipleri Sudan’a sürülmüş ve Firavun yeniden tahta çıkmıştır.

DEVAMI :

BEDİÜZZAMAN MUSTAFA KEMAL’İN ÖLÜMÜNÜ VE KEMALİZMİN MERHALELERİNİ HABER VERİYOR


Ahmet Akgündüz'ün Eserindeki Dikkat Çeken İfadeler
 
1937 senesinde Mustafa Kemal'in en çok şikayetçi olduğu rahatsızlık, vücudunun muhtelif yerlerindeki ve bilhassa ayaklarındaki kaşıntıdır. 1937 Ekim'inde bu kaşıntıların musebbibinin Çankaya köşkündeki "et yiyen cinsinden küçük kırmızı karıncalar" olduğu söylenince, bu defa adeta bir seferberlik ilan edildi.

Genelkurmay zehirli gaz uzmanı Nuri Refet Korur'un tavsiyesi ile köşkün "Cyclon B" denen siyanidrik asit gazıyla dezenfekte edilmesi kararlaştırıldı. Bu zehirli gaz gemilerde farelere karşı da kullanılmaktaydı. Bu bakımdan Yavuz gemisinden uzman bir ekip getirtildi. 7 Şubat 1938 günü işe girişilerek, köşkün bütün pencere ve kapıları zamklı bez ve kağıtlarla kapatılarak gaz geçirmez bir hale getirildi. 48 saat müddetle köşk yoğun bir gaz altında tutuldu.
 
Bütün bu faaliyetlerden sonra köşk kırmızı karıncalardan 

temizlendi, ama Mustafa Kemal'in kaşıntıları yine geçmedi. 

Bunun uzerine yurt dışından doktorlar getirtildi. O sırada Mustafa Kemal'in karnı da cok miktarda su toplamaya ve bu su şiddetli rahatsızlık vermeye başlamıştı. Doktorlar yaptıkları muayene neticesinde hastalığa teşhis koymuşlardı. Bütün belirtiler, hastalığın "Siroz" olduğunu ortaya koyuyordu.

Mustafa Kemal o zamana kadar her gece yaklaşık bir litre rakı içmekteydi. Doktorlara göre hastalığın amili bu alışkanlıktı. Doktorlar hastanın karaciğerinin artık vazifesini yapmadığını, zehirlenmenin başladığını, vücuttaki yağların tamamen eridiğini, şimdi de etlerin erimekte olduğunu söylüyordu.
 
DEVAMI :