17 Eylül 2014 Çarşamba

HZ. MEHDİ'NİN CEMAATİNDEN AYRILANLAR OLACAK. Ancak Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde, bu ayrılan kişilerin Hz. Mehdi cemaati için çok büyük bir hayır ve güzellik olduğu da bildirilmektedir.



Bu hak topluluk arasında gizlenen samimiyetsiz kişilerin ortaya çıkmasıyla, Allah'ın izniyle Hz. Mehdi cemaatinin birbirlerine bağlılığı daha da artacak, kötülerin ayrılması onları daha da kuvvetlendirecektir.

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, sayıca çok az olacak olan Hz. Mehdi cemaatinden ayrılanların olacağı bildirilmiştir. Bu da yine Allah'ın büyük bir mucizesidir. Bu kimseler Hz. Mehdi'yi çok yakından tanıdıkları, onun hadislerde bildirilen özelliklere sahip olduğuna ve yalnızca Hz. Mehdi'nin yapabileceği bildirilen faaliyetleri gerçekleştirdiğine yakından şahit oldukları halde onun yanından ayrılacaklardır. Demek ki halkın büyük çoğunluğu gibi, bu kadar yakından tanıma fırsatı elde eden bu insanlar da Hz. Mehdi'yi fark edemeyeceklerdir.

Hadislerde Hz. Mehdi'nin cemaatinden ayrılanlar olacağı şöyle bildirilmektedir:

... Zaman zaman o çetin görevi üstlenememek rahatlık meyli; can, mal, mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır... (Ramuzü'l Ehadis, s. 476) (İbni Mace'den)

Hz. Muaviye b. Kirra (ra)'dan rivayet edilmistir:


Ümmetimden bir taife (topluluk) kıyamet kopuncaya kadar yardım görmekte devam eder. Kendilerini terk edenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez. (Ramuz El-Ehadis, s. 472) (Hz. Muaviye İbni Kırra (ra))

Ümmetimden bir taife, Allah'ın emri ile hareket etmekte devam eder. Onlar hak üzerinde oldukları halde, kıyamet kopana kadar kendilerini terk eden ve muhalefet eden kimsenin onlara bir zararı dokunmaz... (Hz. Muaviye, Ramuz-el Ehadis, s. 472)


Ancak Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde, bu ayrılan kişilerin Hz. Mehdi cemaati için çok büyük bir hayır ve güzellik olduğu da bildirilmektedir. Bu hak topluluk arasında gizlenen samimiyetsiz kişilerin ortaya çıkmasıyla, Allah'ın izniyle Hz. Mehdi cemaatinin birbirlerine bağlılığı daha da artacak, kötülerin ayrılması onları daha da kuvvetlendirecektir.

Kuran ayetlerinde her Müslüman topluluğunun içinde münafık zihniyette kimselerin olacağı bildirilmektedir. Bu kişiler iman edenlerle birlikte hareket eden, onlarla aynı inançlara sahip olduklarını iddia eden, ancak gerçekte samimiyetsiz olan kimselerdir. Allah rızası için yaşayan samimi iman sahiplerinin arasında, sanki onlardan gibi görünerek yaşayan bu kişiler, aslında salih müminlerden değildirler. Allah Kuran'da bu kişilerin durumunu şu şekilde haber vermektedir:

İnsanlardan öyleleri vardır ki: 

"Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte

15 Eylül 2014 Pazartesi

BEDİÜZZAMAN’DA KARDEŞLİK VE BİRLİK ÇAĞRISI : Aziz kardeşlerim, değerli davetliler.Hepinizi en kalbi duygularımla selâmlıyorum. Yüce Allah’ın (c.c.) rahmeti ve be­reketi üzerinize olsun. Bu güzel şehre ve bu hayırlı toplantıya hoşgeldiniz.













Dışardan gelenlerin bu muhteşem şehirden en iyi intibalar ve olumlu hislerle ayrılmalarını te­menni ediyorum
Bu güzel İstanbul, diğer kardeş İslâm şehirleri ile birlikte asırlarca İslâm varlığı, medeniyet ve kültürünün mübarek ve muhteşem bir merkezi olmuştur. İstanbul 4 asır İslâm Hilafetini bağrında koruyarak dünya Müslümanlarının birlik ve beraberliğinin sembolü haline gelmiştir. Bugünde 10 milyonu aşan Müslüman halkı ile, 1000’den fazla camisi ve göklere şehadet parmağı gibi uzanan minareleri, yüzlerce ifade edilebilecek İslâm, eğitim ve öğretim kuruluşları, kütüphaneleri, müzeleri sayısız İslâm eserleri ile bütün dünya Müslümanlarının kıvanç duyacakları bü­yük bir İslâm şehri olma hüviyetini geliştirerek devam etmektedir.

Bu hayırlı toplantının, 3. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun, başarılı geçmesine dua ediyorum. Daha önceki senelerde yapılan 2. Uluslararası Toplantının başarılarla sonuçlanması, ilim adamları ve diğer iştirak ve ilgililer tarafından rağ­bet görmesi, bu yeni sempozyumun, tertip edilmesinde cesaret verici olmuştur. Bu sempozyumda çok sayıda ilim adamımızın tebliğleri, komisyon çalışmaları ve panellerde “20. Asırda İslâm Düşüncesinin Yeniden Yapılanması ve Bediüzzaman” merkez konusu etrafında ilmi fikirler ortaya konulacak, tartışmalar yapılacak ve faydalı sonuçlara ulaşılmaya gayret edilecektir. Neticenin müsbet olacağı kanaatine sahi­bim.

Bu ilmi toplantıda fikir, tahlil ve işaret ettiği hedefleri ele alacağımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri yaşadığı döneme, bugüne ve bütün açıklığı ile görülüyor ki geleceğe ışık tutmuş müstesna bir din âlimidir. Onun eserleri ve örnek hayatı bu­gün bütün tazeliği ve canlılığı ile önümüzde durmaktadır. Bediüzzaman Hazretleri­nin yaşadığı dönem sadece Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’nin değil ve fakat bütün İslâm dünyasının en derin bir buhran içinde bulunduğu yıllara rastlamıştı. 18. asır İslâm ülkeleri ve milletleri için tam bir dağılma, parçalanma, çökme ve sonuçta Avrupa ülkelerinin fiili hakimiyeti altına girme gibi bir zulmet yüzyılı olmuştur. 20. asrın ilk çeyreğinde normal Türkiye ile birlikte bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar İslâm ülkeleri hariç, mağripten maşrıka ve oradan da Pasifik Okyanusuna ka­dar bütün İslâm toprakları ve halkları sömürgecilerin müstemlekesi ve esiri haline gelmişti.

İmam Ali nin bilinen diğer adlarından biri de İLİYA dır İmam Ali, Hıristiyanlara hitaben şöyle demiştir: “Ben diğer kutsal kitaplarda adına İlya denilen kişiyim.


İşte Rabbin büyük ve korkunç günü gelmeden önce, ben size İlyayı (Aliyi) göndereceğim, Oda babalarının yüreğini oğullara ve oğulların yüreğini babalara döndürecektirTevrat: Malaki, Bap 4, ayet: 4-5

Deccaliyet sistemi; yoğun bir biçimde ahlaksızlığa
 ( Homoseksüelliğe, Zinaya, Fuhuşa) Ateizme, Şeytana tapınmaya, tefecilik yapmaya, sarhoşluk verici maddeleri kullanmaya (Alkol ve Uyuşturucu), suç işlemeye, adaletsizliğe, işkenceye, kalem fitnesine (pornografik magazin vs), savaş çıkarmaya, Kıtlığa, Katliamlara, Tecavüze haddi hesabı olmayacak ölçüde acıya yol açar.

DECCAL büyük ölçüde Kıtlık, Deprem ve yıkım gücüne sahip olacaktır.
Bu Deccal sistemi elbetteki bizim bildiğimiz MASONLUKtur.

 Birleşmiş Milletlerdeki, AET’deki ve Britanya Parlemantosu’ndaki her mevki Mason olan kişiler tarafından ele geçirilmiştir. Masonluğun İngiltere ve Galler bölgesinde 700.000 civarında mensubu vardır.

 Bütün laik dünya (Yahudiler/ Hür Masonlar, Ateistler, Hristiyanlar, Hindular vb) Anti-Christ’in bayrağı altında İslam’a karşı birleşecekler. İslam, onunla bütün dünya egemenliği arasında duran tek güç olacak.


Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: En büyük savaş Konstantipolos’un ele geçirilmesi ve 7 aylık bir dönem içinde Deccal (Anti Christ)’in gelmesidir. (Sünen Ebu Davud, Bab 37, savaşlar, Kitab Al-Malahim, 4282)

Masonlar gizlice, JAHBULON olarak bilinen şeytan-tanrıya ibadet etmektedirler. 

DECCAL’den korkulabilir ancak, Son zafer Müslümanlara verilmiş bir sözdür. Ki bu şekilde her Deccal ve Deccal Komitesi öldürülecektir. Bütün yeryüzü eninde sonunda kafirlerden temizlenecektir.

Bu  Allahın Hz Mehdiye verdiği cennet sözüdür.



Hz.Mehdinin Süfyan'la mücadelesi : BİR RİVAYETTE İSE HZ. MEHDÎ'NİN SÜFYANLA İLGİLİ MÜCADELESİNE ŞÖYLE DİKKAT ÇEKİLİR: "Süfyanla Mehdî yarışa hazır iki at gibi ortaya çıkarlar. Kâh Süfyanî gâlip gelir, kâh Mehdî.

" (Nuaym bin Hammad, Kitabü'l-Fiten: Varak: 76a; et-Burhan, v. 92a.)
Hz.Mehdinin Süfyan'la mücadelesi

Hz. Mehdî, en büyük mücadelesini Hz. Ali'nin ifadesiyle İslâm'a, Kur'ân'a savaş açan, dinsiz, yalancı İslâm Deccal'ı Süfyan'a karşı verecek, mücadeleler sonucunda onu öldürecek, tahribatını tamir edecektir.

Süfyan münkir biridir. Allah'ı, Kur'ân'ı, peygamberi tanımaz, İslâm adına ne varsa hepsine karşıdır. Sistemli ve münafıkâne bir tarzda iş görür. İslâm'ın ana direkleri olan inanç esaslarını kaldırmaya, yok etmeye, zayıflatmaya çalışır.


Başka bir hadiste “ O süfyan büyük bir alimdir fakat ilmi ile delalete düşecektir.
Bir çok alim ona uyacaktır,O Müslümanların en aşağısı ve soysuzun biridir.Gerçekte bir gücü yoktur ama etkili hitabeti ile alimleri ve bir çok güçlü kişileriçevresine toplayacaktır.

"YEDİNCİ MESELE: "Rivayette var ki, "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilimle dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar." Ve'l-ilmu indallah, bunun bir tevili şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir."

(Şualar, Beşinci Şua, İkinci Makam.)

 "Hz. Mehdî'yi de devamlı tarassut altında tutar. Muhasarası üzerinden kalkmaz." (İs'afür-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar, s. 212.)
Hadislerde Süfyan'ın tahribatına olduğu kadar Hz. Mehdî'nin onunla yapacağı mücadelelere de yer verilmiştir.

O Süfyan ki, Hz. Ali'nin belirttiğine göre büyük cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkacak, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup edecektir. 
(ellşâa, li Eşrati's-Sâe, s.167,168.)

Onun büyük bir cüsseye sahip olması maddî ve siyasî gücünün fazlalığına işaret eder. Nitekim rivayetlerden âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarları olduğu anlaşıldığını belirten Bediüzzaman bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'ya mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port Artur kalesinde gösterildiğini, bu suretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğü· nün, o şahsiyetin mümessillinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır. Fevkalâde ve harika iktidarları hakkında ise şu değerlendirmeyi yapar:

"Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat [nefsin hoşuna giden şeyler] olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kibrit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder." (Şuâlar, s. 492.)

Mezhepleri tevhidi Saadet-i Ebediye'de Hz. Mehdî'nin mezhepleri kaldıracağı tarzında bir rivayete yer verilir.

 (Saadet-i Ebediye, s.1029.)



Acaba bundan maksat ne olabilir?

Herhalde bununla anlatılmak istenen Resûlullah dönemine dönüş olsa gerektir. Çünkü onun zamanında mezhepler yoktu. Bugün ise bu mezheplerin birleştirilmesi şeklinde düşünülebilir.

Bunun nasıl mümkün olabileceği ise ayrıca üzerinde durulması gereken bir husustur. Sözler' de yer verilen şu husus bu konuda bize ışık tutmaktadır. Orada anlatıldığına göre, önceden asırlara göre şeriatlar değiştiği, hatta aynı asırda kavimlere göre bile ayrı ayrı şeriatlar geldiği halde Resûlullah'ın Şeriatı her asra kâfi gelecek, bütün insanlık aynı dersi alabilecek, bir tek muallimi dinleyebilecek, bir tek şeriatla amel edebilecek bir özellikte gönderildiği için muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır.

 Ancak insanlık bütünüyle aynı seviyeye gelmediği ve aynı sosyal hayatı koruyamadığı için teferruatta bir derece ayrı ayrı mezheplere ihtiyaç duyulmuştur. Ne zaman ki çoğu insan yüksek bir okulun talebesi gibi, bir sosyal hayat tarzı içerisine girer, bir seviyeye gelirse o zaman mezhepler birleştirilebilir. (Sözler, s. 447.)


Şu halde Hz. Mehdî zamanında insanlık bir yüksek okulun talebeleri gibi bir fikrî ve kültürel yapıya kavuşacak, aynı sosyal hayat tarzını paylaşacak hale gelecek, dolayısıyla da ayrı ayrı mezheplere ihtiyaç kalmayacak, tek bir hukuk sistemi Müslümanların ihtiyacına cevap verecektir.


Cübbeli Hz. Mehdi mezhepleri kaldıracak



4. Mehdi Hz İsa Bolluk ve bereket : Îmanın hükmettiği bir dünyada neler olabileceğini gözünüzde bir canlandırın. Orada çalışkanlık, gayret, faaliyet, fedakârlık, cömertlik, daha ne kadar güzel huylar varsa hepsi birden yeşerecektir.



İman güzel meyveler veren nuranî bir ağaç değil midir?
İşte Hz.İsa Mesih Mehdî zamanında Asr-ı Saadette olduğu gibi küllenmiş duygular birer birer tomurcuklanacak, çiçek açacaklardır. Bu huzur ve sulh döneminin en göze çarpan özelliklerinden biri de rivayetlerde belirtildiğine göre gözle görülecek derecede bolluk ve berekettir.
 (el-Havî li'l-Fetâvâ, s. 67, 68; Rahbavî, Kıyamet Alâmetleri, s.162,163.)



Ahirzamanda geleceği bildirilen halife-ki malı sayılamayacak derecede taksim edecekEbû Davud'daki ifade ise şöyledir: "Âhirzamanda bir halife gelir de malı avuç avuç verir, verdiği malı saymaz." (Ebû Davud, Kitap: 34.)


Ebû Saidi'l-Hudrî'den rivayete edilen bir hadis-i şerifte ise dönemindeki bolluk ve refahtan söz edilirken şöyle buyurulur:


 "Benim ümmetim onun döneminde öylesine bir refaha ulaşacak ki o güne kadar benzerine asla rastlanmamıştır. O kadar ki yer ürünlerini verir, insanlardan hiçbir şey saklamaz, mal da o gün çok birikir. Adam kalkıp, 'Ey Mehdî, bana ver!" dediğinde, Mehdî de 'Al!' der." (İbni Mâce Kitabü'1Fiten: 34 (H. 4083.)

Batılılarca kaleme alınan İslâm Ansiklopedisinde de, Macdonald'ın, Hz. Mehdî zamanındaki bu bolluğu şöyle anlattığını görüyoruz:

"Müslümanlar onun şeriatını takip ederek, benzerini aslâ gönderdikleri bir refaha erişeceklerdir. 

Yer bütün meyvelerini verecek ve gökler yağmurlarını boşaltacak bu zamanda gümüş para ayaklar altına alınacak, hesap bile edilmeyecektir. Bir kimse her kalkışında 'Ey Mehdî! Bana ver!' diyecek, o da, 'Al!' cevabını verecektir.

 Elbisesinin eteği taşıyabileceği her şeyi adamın önüne dökecektir." Bunu Müslim-i Şerifin rivayet ettiği şu hadis-i şerif desteklemektedir: 'Ümmetim kaybolmaya yaklaşınca saymaksızın servetler saçan bir halife gelecektir." (Macdonald, İslâm Ansiklopedisi, 7:478.)

Mehdi Üzerine Şaban DÖĞEN


Hz Mehdinin Fazileti : Hz. Ali'den gelen bir rivayette, Hz. Mehdî ve askerlerinin faziletleriyle ilgili olarak şöyle denilir: "Selef onları geçemediği gibi halef de onlara ulaşamaz.

Hz. Mehdî'nin talebeleri fazilet yönünden o kadar ilerdedirler ki, Sahabeden sonra ilk sırayı alırlar.

Hz. Hüseyin'e Hz. Mehdî'nin ne ile tanınacağı sorulduğunda "Sekîne ve vakan, helal ve haramı bilmesi, insanların kendisine muhtaç olup onun kimseye muhtaç olmamasıyla tanınır.

Bir gün Avf bin Malik'e Allah Resulü "Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncaya kadar devam eder. Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın." el-Havî, 2:67, 68; el-Burhan, v. 87a. buyurmuşlardı.

Şüphesiz böyle dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklediği dönemlerdir. Böyle bir anda ahirzamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resûl-ü Ekrem de (a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek, "Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın." (İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36, Bub: 33, 34. H. 4082, 4084; Müstedrek, 4:465.; Kitabü'n-Nihaye,1:28-29) buyurmuşlardır.

DEVAMI :