30 Temmuz 2015 Perşembe

İSRAİL''İN ALAMUT''U NASIL YIKILIR? ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Çin ve diğer sessiz kalan şeytanların ve hatta özellikle BM''nin meydana getirdiği bir ruhtur, zihniyettir, sistemdir. İslam dünyasının parçalanmış ilişkilerinden istifade yıllar yılı güçlenmiştir. Dünyadaki savaşın kaybeden tarafı, kazanan tarafa karşı yitik ve güçsüz yaşadığından dolayı bu gidişata dur diyememiştir

 İsrail in Alamut u nasıl yıkılır?
Eğer bir çözüm olacaksa,İsrail devleti olmaması gerekir.

Alamut, gönderinde terör bayrağı olan, varlığı ile kimilerince tehdit telakki edilen bir kale idi… Alamut, kaleden de öte, ulaşılması zor, konumu üstün ve küre-i arzı tepeden izleyen adeta bir ''mobese'' idi… Alamut, bir inancın muhafazası için güçlü kalkandı… Ve Alamut, barındırdığı ''katil ve sapkınları'' dünya sistemine meydan okuyarak koruyordu… Ama Alamut, bugün yıkıldı, yok oldu; her fani gibi o da ölümü tattı…
Artık Alamut yok ama şahs-ı manevisi/ruhaniyeti atmosferde hissediliyor. Alamut Kalesi''nin efendisi ''Dağ''ın Şeyhi'' Hasan Sabbah''ın liderliğindeki terör çetesi, bölge ülkeler ve özellikle Türkler için tehdit unsuru idi. ''Kaos ve terör devleti'' misyonunu üstleniyordu. Var olduğu ve ayak bastığı topraklar, huzur nedir bilmedi. Tek amacı, inancını dünyaya yaymak olan Sabbah, araç olarak ''hançer'', politika olarak ''kan akıtma''yı kullanıyordu. Bugün, ne Sabbah var, ne çetesi, ne de kalesi… Ama zihniyeti ölmedi…
İSRAİL ÖRGÜTÜ
Devlet sıfatı ile adının anılması ''devlet'' kavramına hakaret olan İsrail, yine Ramazan ayında, yine Müslümanların mübarek bir gün ve gecesinde yüzünü bir kez daha gösterdi. Kandan beslenen bir örgüt olan İsrail, kurulduğu dönemden bu yana bölgede özellikle Araplara ''tehdit'' olarak görüldü. Bugün İsrail hakkında yapılan yorumlar, onun amacının ne olduğuna dair az da olsa açıklama getiriyor. Ancak elbette eksiklikler mevcut… Bunlardan biri de İsrail''in kuruluş süreci…
Bir devletin kuruluşunda en basit olarak bulunabilen unsur topraktır. Ardından gelen millet/toplum ve hukuki/siyasal sistem de devleti tamamlayan unsurlardır. İsrail, küresel sistemde varlık gösteren bir zihniyetin yansımasıdır. Toprak, onun için zor değil. Zaten halen bu ''sözde vaat edilmiş topraklar'' için savaş verilmektedir. Milleti de, çoğunlukla Avrupa''dan göç şeklinde oluşmuş ve topraklara yerleşmiştir. Hukuk sistemi ise, İsrail''e uğramayan bir unsurdur. Zira Siyonizm, başlı başına bir hukuk hatta uluslararası hukuk demektir onlar için. Dünyaya şekil verdiklerini iddia edenler, bu zihniyet ile dünyayı da yönetmek istemindeler.
İSRAİL''İN MİSYONU
İsrail''in kuruluşuna bakarak, süreç ile alakalı şöyle bir senaryo hazırlanabilir; İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan süper güç ABD ve savaştan epey kayıplar vererek çıkan ama ''hayat damarı'' olan Ortadoğu''yu bırakamayan İngiltere, ortak çıkarlar da baz alınarak bir İsrail Devleti kurmak için görevlendirilirler. ABD, yeni bir güç olarak bölgeye hâkim olurken İngiltere bölgeden çekilmeye başlar. Ancak, tamamen bırakmak yerine bir anlaşma yaparak kısmen bölgeden ayrılır. Ayrıca, 1945 yılında Bakanlar Kurulu raporunda Ortadoğu için ''hayati çıkar'' tanımlaması yapan İngilizler, özellikle Arapların baskı altına alınması için bölgede tehdit oluşturabilecek bir devlet kurulmasını da çoktan kararlaştırmışlardır. Zaten Almanya''da mağdur olan Yahudiler tüm dünyada mağdur gösterilerek, ''hak edilmiş topraklara'' yerleştirilirler. Ve İsrail kurulur kurulmaz Arap-İsrail savaşı da baş gösterir. Artık İngiltere, asker göndermesine gerek kalmadan gizli bir el sayesinde bölgeyi kontrol etmektedir. ABD de gayet tabii öyle…
İsrail''in esas misyonu, ''tehdit devleti'' olmaktır. ABD''nin Büyük İsrail planı eğer doğru ise, İsrail''in varlığına karşı olan Katar Devleti ile henüz birkaç gün önce 11 milyar dolarlık silah anlaşması neden yaptı? O silahların İsrail''e karşı kullanılma ihtimali yok mu? Para için diyeceksiniz… ABD''nin paraya ihtiyacı var mı? Varsa da onu çeşitli yöntemlerle tedarik edemez miydi? Bu basit bir örnek… Demek istediğim, ABD, iddia edildiği gibi İsrail için ''her şeyi'' yapmaz! İngiltere de öyle… Söylemlere değil, eylemlere bakılmalı…
ALAMUT''U YIKMAK
Varlığı ile Türkiye''nin ve zulme uğramış Müslümanların kâbusu olan, bölgede terör estiren ve giderek yalnızlaşan, uluslararası hukuku hiçe sayan, dünyayı parmağında oynatan, barış için kurulan BM''nin gözleri önünde Gazze''deki, Filistin''deki sivilleri dahi bombalayan İsrail''i kim koruyor?
Yıllardır şımarık ve sınır tanımayan bir yönetim ile varlığını sürdürüp dünyadaki çeşitli Yahudilerden ve hatta İsrail''deki kimi Yahudilerden de tepki alan, başta BM olmak üzere çeşitli uluslararası örgüt/kuruluşlardan ve ülkelerden ''sessiz destek'' alan İsrail için, sıradan bir devlet tanımlaması asla yapılamaz. O, özel olarak kollanan ve kontrol edilen bir örgüt! Alamut''un himayesinde…
İsrail''in Alamut''u; ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Çin ve diğer sessiz kalan şeytanların ve hatta özellikle BM''nin meydana getirdiği bir ruhtur, zihniyettir, sistemdir. İslam dünyasının parçalanmış ilişkilerinden istifade yıllar yılı güçlenmiştir. Dünyadaki savaşın kaybeden tarafı, kazanan tarafa karşı yitik ve güçsüz yaşadığından dolayı bu gidişata dur diyememiştir. İnanan insanlar, ellerinden bir şey gelmeyenler, dua ve tevekküle başvurarak bu zulmün bir gün sona ereceğine eminler, bizler de eminiz. Bu zulüm için, sair din mensupları bile Filistin''i savunurken, tarafsızlık tarafını seçen kimi Müslümanlar da gördük ne yazık ki… Onlar tarafsızlıklarıyla içimizdeki Siyonizm''in yansımalarıdır.
Dengelere, konjonktüre, sisteme değil, Allah''a inananlar elbet zafer elde edeceklerdir. Ayet ve hadisler ışığında, yollarında emin yürüyenler, silah, kılıç, kalkan ile değil, inançlarıyla Alamut''u yıkacaklar. Yıkılmaz, yok olmaz bir kale olarak inşa edilen Alamut Kalesi nasıl yıkıldıysa, İsrail''in Alamut''u da yıkılacaktır ve elbette ''Kalenin Efendisi'' de… Varsın, Batı bu zulme destek versin, korkudan sessiz kalsın… Yeni Türkiye, asırlar önceki ''ruh'' ile yeniden filizlenirken mazlumların sesi de olacaktır. Ortadoğu bunu bekliyor…
YENİŞAFAK

 *************

Yahudi Devleti'ni, yani yanı başımızda kurulan ve her geçen gün kendisini büyüten İsrail


Vaad edilmiş topraklar düşüncesinin temelini, Kudüs'ün tarih boyunca neden önemli olduğunu, Yahudilerin bir devletlerinin olduğu ve dünyaya hükmettikleri zamanda, hükümdarlığı inşa edenlerin duvar ustaları, duvar ustalarının da şeytanlar olduğunu, binlerce yıldır müthiş bir gizlilikle sakladıkları ve Tevrat'tan daha fazla önem verdikleri kitapları


29 Temmuz 2015 Çarşamba

AHİR ZAMAN MEHDİLERİ ve SİYAH SANCAKLILAR : Aktif iyi insanlardan olmayıp cihatın gerekli olduğu durumlarda siyaset de , ilmi çalışmalarda öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş gerektiğin de vuruşmaktan çekinen uluslar; önce onurlarını, şereflerini sonra özgürlüklerini, daha sonra geleceklerini kaybetmeye mahkumdurlar...

AHİR ZAMAN MEHDİLERİ 4 -DÖRTDÜR.



1) Diyanet aleminde Kur'an ahlakı
( Risaliye Nur -Saidi Nursi Hazretleri , Geçmiş zaman)



2) Siyaset aleminde ,İslam birliğini kuracaktır
Günümüz zaman





3)Saltanat aleminde kuvvet ve iktidar
oluşturacaktır.( Allahın Halifesi Hz Abhullah
Çok Yakın zaman )




4) Haçıkıracak,
Domuzuöldürecek,
Cizzeyi kaldıracak ,
Ecüc mecücle savaşacak,
Onunla Altın devir başlayacak
( Hz İsa ;Gelecek Zaman )


AHİR ZAMAN SUFYANLARI SÜFYANLAR 3 TANEDİR

İbni Münavi diyor ki , Danyal (a.s.)'in kitabında şöyle yazılıdır.
ahir zaman Mehdileri de 3'tür.
1. Süfyan çıkıp adı sanı yayıldığında ona karşı 1. Mehdi,( Bedüizaman Sait Nursi Hz ) Geçmiş zaman .
2. Süfyana karşı 2. Mehdi. “Mehdi ve şakirtleri” Günümüz zaman .
3. Süfyana karşı da 3 .Mehdi Peygamber efendimizin müjdelediği Seyid Büyük Hz Mehdi a.s .Çok yakın gelecek zaman .
Mehdiler ve Süfyan Deccallar Mücadelesi


1) Birinci Süfyani; geldi, görevini daha çok fikrini ve icraatını teoride uygulayıp ve görvini bitirip gitti…(meçhûl zat!..)
--Birinci Mehdi; geldi, görevini daha çok fikrini ve icraatını teoride uygulayıp , Kuran tevsiri olan değerli Nur risaliyesini icra ederek görevini bitirip gitti.
(Bediüzzaman Hz. leri)


2) İkinci Süfyan; geldi.Günümüzde ve gündemimizde Paralel devlet reisi.
İşgalin altyapısını dünyanın çeşitli yerlerinde kandıracağı topluluklarla hazırlamaktadırlar.
--İkinci Mehdi; Yaşıyor ve Siyaset de görevini, hem de layıkiyle yapıyor.
ikinci Süfyani ile İkinci Mehdi kapışmaya başladılar
3) Üçüncü Süfyani’nin çıkışı ; Şamdan çıktı ve kan dökmeye başladı.
--Üçüncü ve gerçek Mehdi. Hz. Mehdi veya Mehdi-i Azam; gelmek için,
Allah Taaladan gaybi örtünün kaldırılması bekleniyor.

4)Son Deccal; Armageden savaşına için hazırlık yapıyorlar.

Üçüncü Mehdi Hz. Mehdi’nin Şam Sufyanı Deccalla kapışması anı yaklaşıyor.

5) Son olarak Hz İsa zuhur edip Büyük Deccalı öldürmesi bekleniyor.
O Hacı kıracak.Domuzu öldürecek.Cizzeyi kaldıracak

Hz. MEHDİ (as)nin zuhûru ile; nüzûl ederek ve Hz. Mehdi ile el-ele verecek olan, o; İslâmın en büyük düşmanı DECCAL’i, Kudüs yolarında öldürecek olan, Hz. İSA (a.s.)
Süfyanın başarısı haklılığından ve faydalı icraatlarından değil, ekser icraatı tahribat ve nefsani arzulara son derece meydan açtığı içindir. Çünkü tahrip kolaydır. Bir bina bir senede yapılır, bir dakikada yıkılır. Bir kibrit bir köyü yakar. Müştehiyat ise nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder. (Şualar, 1994, s. 505)
Bir hadis-i şerifte, "Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine" dikkat çekilmiştir. Tirmizi, Fiten: 56.
Güçlü bir imana dayalı İslami bir hayat, münafıkane hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdiyi göstermede zorlatmayacaktır.
Sufyana ve Deccala bile bile taraftar olmak felaketlerin en büyüğüdür, manen ölüm demektir.
Hepsi gözlerimizin önünde burnumuzun dibinde bundan Osmanlının yıkılmasından itibaren önce gerçekleşti.
Peygamber efendimizin Şerrli kişilerden kastı olan ABD-İNG ordusu kendi tasarladıkları 11 Eylül saldırıları sonrasına önce Afganistan sonrada Irak'a savaş açarak pekçok masum müslüman kanı dökerek bu ülkeleri yaşanılmaz bir hale getirdi. Sadece Irakta 1.500.000 müslüman sebesiz yere Şeytan için kurban edildi.Buna Mısırı , Libyayı , Suriyeyi ekleyince ortaya vahim bir durum çıkmaktadır.

Savaştan kaçan Masum halkın büyük bir bölümü Suriyeye sığınmak zorunda kaldı.Ülkemiz ise Irakta yaşanan bu zulüme önayakçılık yaptı ve ABD için üs görevi görerek dökülen müslüman kanına ortak oldu.Bizim bu tutumuzun aksine Suriye kapılarını sonuna kadar Irak halkına açarak ülkesine kabul etti.
Dolayısıyla yaşananlardan sonra hükümetimize destek vermek ve yapılanları kınamak , bunada kendimizi bir cihad görevilisi olarak dahil etmektir.


Özellikle oylarımızı bölmeden islam siyasi neferleri olan liderlere destek vermeliyiz.
Bismillahirrahmanirrahim



Muhyiddin Arabi: Bilin ki, Hz. Mehdi mutlaka çıkacaktır. Ancak yeryüzü zulüm ve işkence ile dolmadıkça çıkmayacaktır. İşte o da böyle bir zamanda çıkacak, dünyayı doğruluk ve adalet ile dolduracaktır. Hatta dünyada tek bir gün kalsa, Allah o günü uzatacak, ta ki o halife gelsin. Bu, mutlaka Allah'ın Resulü'nün soyundan olacak Hz. Fatıma evladından gelecektir.13

İmam Rabbani: Aradan bin sene geçtikten sonra, Hz. Mehdi'nin gelişi de bunun içindir. Onun mübarek kudumünü (gelişini), Hatemü'r Rüsul (Peygamberlerin sonuncusu) Resulullah Efendimiz (sav) müjdelemiştir.12

Bediüzzaman Said Nursi: Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirdleri (öğrencileri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir.15
Dede Paşa Hazretleri: "Beyler! Milletimizin istikbalini kurtarmak siyasetle mümkündür. Takva devri geçmiştir, Fetva devri geçmiştir, Devir ilmi ve siyaset devridir."


Millet olarak çok büyük bir imtihandan geçtiğimiz bu günler de Çanakkale bizim nasıl bir millet olduğumuzu bize anlatan derslerdir. Bizler 'milliyetçilik ayaklarımızın altında alarak aşağılamaya dayalı kafatasçı milliyetçiliği yerine ümmet milliyetçiliğini hayatımızda içine koyup yaşamalıyız.Hepimiz Türk,Kürt ,Acem,Arap fark etmez biz tek ümmetiz tek milletiz.

TEVBE - 32- Onlar laf ebeliği ile, birkaç üfürüklük nefesle Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler hoşlanmasalar da, Allah nurunu tamamlamaktan, İslâm’ı hakim kılmaktan asla vazgeçmez.


Propaganda; savaşta ve barışta dikkatli bakışları doğru tarafa çevirmek, dostu kuvvetli düşmanın gerçekte ne olduğunu göstermek, düşman halkını ve komitelerini ordusunu fikri olarak bozmak için yapılan maksatlı ilmi çalışmalardır.
Bir ülke halkı ne kadar cahil olursa gerçek propagandanın tesiri kolay ve hızlı olur.


Uzun vadeli bir emperyalist planın araçlarından birisi olarak kullanılan misyonerlik faaliyetleri, tarihten beri ülkemize yönelik tehditlerden birisi olarak öne çıkmakta ve özellikle son dönemde milli bütünlüğümüzü sarsıcı bir mahiyete bürünmektedir.

Ülkemiz ve Müslüman dünyası için misyonerliğin en tehlikeli yönünün
Arslanı aktiflikten pasifliğe yitip güvercinleştirmektir.

1963'te bağımsızlığına kavuşan Kenya'nın ilk başbakanı Kamau Kenyetta'nın şu sözleri, misyonerliğin projesini trajik bir biçimde yansıtmaktaydı:

"...Misyonerler geldiğinde İncil onların, topraklar Afrikalıların elindeydi. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Neden sonra gözlerimizi açtığımızda, İncil bizim, topraklar onların olmuştu."
Müslüman Tarih boyunca adaleti, hoşgörüsü, mazlumun yanında, zalimin karşısında oluşu ile kendisini kabul ettirmiştir. Ancak, müslümana karşı başta kendi komşuları olmak üzere sürekli bir kin ve nefret ile durmu oluşturmuşlardır.
Bu komiteler islam ülkelerini zayıflatınca ve fırsat ellerine geçince, canına okumak için pusuda beklemişlerdir. Belki bu kinin oluşumunda bizim de hatalarımız olmuş olabilir.

Ama, şurası unutulmamalıdır ki, müslümanın çektiği bir çok çilenin ardında ise yine kendisinden kaynaklanan ve birliğini muhafaza edememe neticesinde kaybettiği siyasî gücün yokluğu önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim, birlik ve beraberliğin kaybedilmesi neticesinde uğranılan zulüm ve işkencelerin ise ardı arkası kesilmemiştir.

Örnek : Türkiyede Devlet Kürtleri ötekileştirmeden önce onları resmen yok saydı, tek kimliğe indirgedi. Kendine karşı risk olarak gördüğü Kürt kimliğinin asmilasyona uğratılarak mümkün olduğu kadar nötralize edip görünmez kıldı. PKK ise, bu asimilasyon sürecinde yok sayma eşiğindeki Kürtleri halk nezdinde bir yere taşıyarak yeni bir varlık kazandırdı.

Aslında devlet Kürtleri yok sayma yerine ötekileştirebilseydi, Kürtler çatışmaya gerek duymadan bir kimlik kazanabilirdi. Türk kimliği yaratılırken, öteki olan Kürtlerin de kimliği, bir çelişki gibi gözükse de, doğal süreç içinde gelişirdi. Böyle bir siyasi atmosfer yaratılmadığı için, Kürtler sorunun çözümünde şiddet metoduna başvurarak, gerginliğe dayalı yollara kaydı ve bir süre sonra da öteki konumunu ancak elde edebildi.
Bu çatışma durumunda Kürtler ötekileştikçe Türkiye'deki kürt sorunu daha da bir berraklık kazandı. "Dağlı Türkler" giderek billurlaştı. "Kart -Kurt " tezlerinden vazgeçildi. Kürt realitesi telaffuz edildi, modeller tartışıldı, son olarak da devletin Kürtlere karşı hata yaptığı en yetkili ağızlardan ifade edildi. TTR 6 (TRT Şeş) Kürtçe yayına başladı ve Kürtlük kimliği şeref olarak tanımlandı. Bütün bu gelişmeler tam da öteki Kürtlerin varlığında cereyan etti

Gerçek, maskenin altında!
Devlet liderimizin Müslüman olduğunu gerçekten bizden olup olmadığına iyice bakılması boynumuzun borcudur.
Liderler Neden Yalan Söyler?
Müslüman olmayan bir Liderlerin söyledikleri uluslararası yalanların farklı türleri nelerdir?
Her bir yalan türünü motive eden stratejik mantık nedir?
Özel olarak, Gizli Mason liderleri bu davranışa sürükleyen yalanın potansiyel faydaları nelerdir?
Her bir yalan türünü daha az veya çok mümkün kılan koşullar nelerdir?
Bir devletin iç politikasının yanı sıra dış politikası açısından da yalanın potansiyel maliyetleri nelerdir?Başka bir deyişle, uluslararası yalanlar söylemenin müslümanları koyunlaştırma yalanları nelerdir?
Düşünün cemaat sandığımız cemaat değilse? Devlet içinde Paralel örgüt ise
40 sene sonra karşımızda hâlâ aynı örgüt olabilir mi? Değişen küresel jeopolitik dengeler bu yapıyı nasıl bir şeydir?
Türkiye'nin karşısında nasıl bir şer koalisyonu var?

Gerçek, maskenin altında!
İşte başta o maskeleri indirmek için bilgi paylaşımı pılatformların da öncelikle ilmi cihadlarda bulunmalıyız.Sonuç Gördüklerinize şaşıracaksınız.


LAİKLİĞİ DİN HALİNE GETİRDİLER


Tarih yazmak yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alabilir." Geçmişimize ait birtakım yargıları tartışırken objektif olabilme çıtasını tutturabilmek en büyük kaygımız olmalıdır. Ama mutlaka milli değerlerimizden de sapma noktasına yaklaşmamamız gerekmektedir.


Cumhuriyete karşı değilim, ben demokrasiye karşı değilim, ben laikliğe de karşı değilim diyemiyorum.
Ben bu kavramların olması gibi yerine oturmasını istiyorum. Laiklik bir din değildir, fakat Sabetaycılar laikliği bir din haline getirdiler.
Deccaliyet evlerinize girmiş, çocuklarınızı esir almıştır" diye bir ses duyulacaktır. (Muhyiddin Arabi, El Fütühatül Mekkiye, I-XII, 2:168; Şaban Döğen, Mehdi ve Deccal, Gençlik Yayınları, 2. Baskı)


Müslüman milletler ve onların başındaki devletler meselenin ne olduğunu biliyorlar; ecnebilerin bunların arasına ayrılık ve tefrika soktuğunu ve bu ayrılık gayrılıkların kendilerini yokoluşa sürüklediğini görüyorlar; içi kof minicik bir İsrailin bunca müslümana karşı nasıl diklendiğini; oysa bütün müslümanların biraraya gelip adam başına bir kova su dökmesi halinde İsraili sel götüreceğini biliyorlar. İmam Humeyni
Cahiliyye, yeryüzünde Allah’ın egemenliğine, özellikle O’nun uluhiyyetine, düşmanlık üzerine kuruludur. Özellikle egemenlik… Bu cahiliyye düzeni, egemenliği insana verir. Kimilerini kimilerine Rab yapar.
Bunu, cahiliyyenin tanındığı ilk basit, ilkel şekliyle yapmıyor. Allah’ın hayat için koyduğu yöntemden uzaklaşarak, O’nun izin vermediği konularda düşünce, değer, yasa, kanun, sistem koyma haklanın kendisine ait olduğu Allah’ın egemenliğine tecavüz etmek, O’nun kullarına tecavüz demektir. İnsanın, genel olarak, sosyalist sistemlerdeki zelilliği; kapitalist sistemlerde ise, sermayenin baskısı ile birey ve toplumlara uygulanan zulüm, Allah’ın egemenliğine düşmanlığın, O’nun insana bahşettiği değerleri inkarın sonucundan başka bir şey değildir. İşte burada, İslâmî yöntem kendini ortaya koymaktadır. İslâm sisteminin dışındaki bütün sistemlerde insanlar, herhangi bir şekilde, birbirlerine ibadet etmektedirler. Sadece İslâm düzeninde, insanlar birbirlerinin kulları olmaktan kurtulup yalnızca Allah’ın kulu olurlar.
Kâfirlerin arasında birçok büyücü ve sihirbaz vardır. Şeytandan öğrendikleri büyü ve sihirlerle fizik ötesi bir şeyler yapmış olmakta ve onlara Allahû Tealâ da ahiret sınavı için müsaade etmekte, Onlarda cesaretlenip cehennem azbını unutup yaptıkları süslü gösterilmektedir. Böylece büyü ve sihir öğrenmek suretiyle Allahû Tealâ'nın yolundan kesin bir sapma söz konusudur.
O’ndan isterler, O’na boyun eğerler. Yolların ayrıldığı nokta burasıdır. Aynı zamanda İslâm sistemi ve onun insan hayatındaki sonuçlarının ortaya koyacağı şeyler bizim insanlara vereceğimiz yeni anlayıştır. İnsanlığın sahip olmadığı hazine budur. Çünkü o, Batı uygarlığının, doğusuyla batısıyla bütün bir Avrupa dehasının ürünü değildir. Şüphesiz biz, insanlığın tanımadığı, üretemeyeceği, tamamen yeni bir şeye sahibiz. Ancak, bu yeni olgunun daha önce de belirttiğimiz gibi, pratize edilmesi zorunludur. Öncelikle bir milletin bunu yaşaması gerekir.
Bunun için, İslâmi bir toprak parçasında diriliş amebyesi gerçekleşmelidir. Bu dirilişin ardından gelecek olan, aradaki mesafe uzun da olsa, kısa da olsa, insanlığın yönetiminin elde edilmesidir.
İslamî uyanış eylemi nasıl başlayacak? Bu görevi üstlenecek bir öncü cemaat lazımdır. Bu yola baş koymuş bir cemaat… Dünyanın her köşesindeki cahiliyeyi yok etmek için yola çıkmış bir cemaat…
Çevresini kuşatan cahiliyeyi yok etmek için yola çıkmış bir mehdiyet Siyah Sancaklılar 313 kişi olmalıdır.
Çevresini kuşatan cahiliyyeden, bir yandan kendini uzak tutmaya çalışırken, öte yandan onunla ilişkisini koparmadan yürüyen bir Siyah Sancaklılar 313 kişi işe başlamalıdır.

Bu görevi üstlenen öncü Siyah Sancaklılar için yolda kendisine gerekli bazı “işaretler” zorunludur. İşte bu işaretler artık sizce görünmemişmidir.
Satanistlerin ,Masonları, Ulliminati ,Siyonistler,tapınak şovalyeleri,9 lar adına ne derseniz deyin bunların hepsi deccaliyet komiteleridir.

Bunların amacı dünyayı kendi kurallarına göre Satanist bir sistem, bireycilik ve egoizm ile yönetebilmektir. Satanist düzenin istediği marka kıyafetler giyeceksin, Satanist düzenin istediği besinleri tüketeceksin, Satanist düzenin kurallarına uygun şekilde yaşayacaksın ve Satanist düzenin belirlediği dini yaşayacaksın.Satanist düzenin bütün dinleri yok etmeye çalışan bir topluluk olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.Satanist düzen önce sizi bireyselleştirir sonra egoistleştirir daha sonra yapayalnız bırakır ve sizi kurmuş olduğu Materyalist bir düzen ile maddi ve manevi olarak soyar ve tüketir sizi kendi düzenine sadik bir köle yapar.

Satanist düzenin asıl anlamı (Ordo Ab Chao) Kaostan Doğan Düzen'dir. Hedefe ulaşmak için bir kaos ortamı yaratmak ve bu kaosu kendi lehlerine sonuçlandıracak şekilde düzene sokmaktır..

“Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” (Bakara Suresi, 168-169)
Her yüzyılda bir Mehdi gelir.

Mehdi hidayete ermiş ve hidayete erdiren anlamına gelen bir kelimedir. Tevbe Suresinin 32. ve 33. âyetlerinden açıkça görüleceği üzere sadece Kur'ân ile değil, daha evvelki nebîlere (peygamberlere) indirilen Tevrat ve İncil'i de tasdik edecek ve tüm kitaplarda yer alan hidayeti açıklayacak olandır.
Muhtedûn, hidayete ermiş olanlar ve hidayet erdirmekte görev alanlar yani mehdiler anlamındadır.

Her devirde, her kavimde çok sayıda mehdi var olmuştur. Her tarafta hidayete erdirmeye vesile olan çok sayıda insan vardır. Hidayete erdiren, hidayete erdirmeye vesile olan herkes hidayete erdirici hüviyettedir.

HER DÖNEMİN SABIK MEHDİLERİ VE FARKLI DECCALLARI OLACAKTIR

Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm”, (Benden sonra peygamber gelmeyecek ama, Benim dînimi kuvvetlendirecek vârislerim gelecek) buyuruyor.
Müceddidler İslâm dînini kuvvetlendiren, bid'atleri yâni İslâm dinine sokulmak istenen hurâfeleri söküp atan ve sünnetleri ortaya çıkaran âlimlerdir. Sünen-i Ebî Dâvûd'da zikredilen bir hadîs-i şerîfte;
"her yüz senede bir müceddid zâhir olur (ortaya çıkar). ümmetimin işlerini yeniler." sapık düşüncelerle, ilmiyle mücadele ederbuyrulmuştur.
Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir. 36/yâsîn-21
Her devirde, her kavimde çok sayıda mehdi var olmuştur. Her tarafta hidayete erdirmeye vesile olan çok sayıda insan vardır. Hidayete erdiren, hidayete erdirmeye vesile olan herkes hidayete erdirici hüviyettedir. Onların Kur'ân'daki adı mehdidir. Kim hidayete erdirmeye vesile de olsa, bizatihi hidayete erdirici de olsa hepsi mehdidirler.
Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağnı vaad etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler. Hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkarlardır. Nur Suresi 55. ayet


9 / TEVBE - 32: (Onlar) ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.


Hz. Huzeyfe bin El-Yeman (R.A.) şöyle demiştir:
“Allah’a kasem ederim ki, bilmiyorum acaba Peygamberin sahabelerine bu hadîsler unutturuldu mu, yoksa unuttular mı? Allah’a kasem ederim Resul-i Ekrem (A.S.M.) dünyanın sonuna kadar gelecek olan fitneleri ve o fitneleri çıkaran reisleri tâ üç yüzden daha fazla kimseleri bize isimleriyle, babalarının isimleriyle ve kabilelerinin isimleriyle haber verdi”
Kâfirlerin Büyük Deccal'ı ayrıdır. Peygamber Efendimiz, Büyük Deccal kuzeyden çıkacaktır.demiştir.
(Şualar, 585)



Büyük Deccalın kuzeyden çıkıp güneye doğru tecavüz edeceğini mu’cizâne haber verir. Ramûzü'l-Ehadis, s. 518.
Resûl-i Ekrem (a.s.m.), Hadis-i şerif de: “Sizleri; benden sonra ahir zaman da vuku bulacak, yedi fitne’den (kaos’dan) sakınmağa davet ederim.


1)Medine’den çıkacak bir fitne.
2) Mekke’den çıkacak bir fitne.
3) Yemen’den çıkacak bir fitne.
4) Şam dan Horasandan dan çıkacak bir fitne.
5) Şark (Doğu)dan çıkacak bir fitne.
6) Garp (Batı) dan çıkacak bir fitne.
7) Bir fitne de, Şam’ın merkezinden

Gerçek Muhammedi müslüman nın duası
ALLAH'ım!



Zalimlerin ellerini, Müslüman beldelerinden kaldırt!
İslam’a ve İslam ülkelerine hıyanet edenlerin kökünü kaldır!
İslam ülkelerinin başlarını bu ağır uykudan uyandır ki milletlerinin yararına, maslahatlarına çalışsınlar, gayret göstersinler, bölünmeler ve bölücülüklerden, şahsi çıkarları peşinde koşmaktan el çeksinler.


Medrese ve üniversitelerde okuyan genç nesle tevfik inayet buyur ki,
İslam'ın mukaddes hedefleri yolunda ayağa kalksınlar ve tek sıra olarak, İslam ülkelerini savunma, emperyalistlerin ve onların habis uşaklarının pençelerinden kurtulma yönünde işbirliği yapsınlar.


Fakihler ve bilginleri muvaffak kıl ki topluma yol göstermek ve düşüncelerini aydınlatmak için gayret göstersinler, İslam’ın mukaddes hedeflerini Müslümanlara ve özellikle genç nesle ulaştırsınlar. İslami yönetimi kurmak için mücahede de bulunsunlar .Onları isimleri ile davet etsinler."

MEHDİ'NİN ÜÇ BÜYÜK GÖREVİ
1) Diyanet aleminde Kur'an ahlakı,( Risaliye Nur -Saidi Nursi Hazretleri )
2) Siyaset aleminde İslam birliği, Günümüz zaman
3)Saltanat aleminde kuvvet ve iktidar oluşturacaktır.Çok Yakın zaman


AHİR ZAMAN SUFYANLARI SÜFYANLAR 3 TANEDİR
İbni Münavi diyor ki , Danyal (a.s.)'in kitabında şöyle yazılıdır.
ahir zaman Mehdileri de 3'tür.
1. Süfyan çıkıp adı sanı yayıldığında ona karşı 1. Mehdi,( Bedüizaman Sait Nursi Hz ) Geçmiş zaman .
2. Süfyana karşı 2. Mehdi. “Mehdi ve şakirtleri” Günümüz zaman .
3. Süfyana karşı da 3 .Mehdi Peygamber efendimizin müjdelediği Seyid Büyük Hz Mehdi a.s .Çok yakın gelecek zaman .
Süfyanın başarısı haklılığından ve faydalı icraatlarından değil, ekser icraatı tahribat ve nefsani arzulara son derece meydan açtığı içindir. Çünkü tahrip kolaydır. Bir bina bir senede yapılır, bir dakikada yıkılır. Bir kibrit bir köyü yakar. Müştehiyat ise nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder. (Şualar, 1994, s. 505)
Bir hadis-i şerifte, "Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine" dikkat çekilmiştir. Tirmizi, Fiten: 56.
Güçlü bir imana dayalı İslami bir hayat, münafıkane hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdiyi göstermede zorlatmayacaktır.
Sufyana ve Deccala bile bile taraftar olmak felaketlerin en büyüğüdür, manen ölüm demektir.
Hepsi gözlerimizin önünde burnumuzun dibinde bundan Osmanlının yıkılmasından itibaren önce gerçekleşti.
Peygamber efendimizin Şerrli kişilerden kastı olan ABD-İNG ordusu kendi tasarladıkları 11 Eylül saldırıları sonrasına önce Afganistan sonrada Irak'a savaş açarak pekçok masum müslüman kanı dökerek bu ülkeleri yaşanılmaz bir hale getirdi. Sadece Irakta 1.500.000 müslüman sebesiz yere Şeytan için kurban edildi.Buna Mısırı , Libyayı , Suriyeyi ekleyince ortaya vahim bir durum çıkmaktadır.

Savaştan kaçan Masum halkın büyük bir bölümü Suriyeye sığınmak zorunda kaldı.Ülkemiz ise Irakta yaşanan bu zulüme önayakçılık yaptı ve ABD için üs görevi görerek dökülen müslüman kanına ortak oldu.Bizim bu tutumuzun aksine Suriye kapılarını sonuna kadar Irak halkına açarak ülkesine kabul etti.
Dolayısıyla yaşananlardan sonra hükümetimize destek vermek ve yapılanları kınamak , bunada kendimizi bir cihad görevilisi olarak dahil etmektir
Özellikle oylarımızı bölmeden islam siyasi neferleri olan liderlere destek vermeliyiz.


Mehdiyet Mehdî’nin Çıkış Zamanı
Muhyiddin ibn Arabi kaddese’llâhü sırrahu’l‐aziz Fatıma evladından olacak olan Mehdî’nin
hicretten خجف yıl sonra, yani ebced hesabıyla (Hı=600)+(Cim=3)+(Fe=80)=683 yılında zuhur
edeceğini iddia etmiştir. Bu tarih geldiğinde Mehdî görünmeyince bazıları bu tarihin Mehdî’nindoğum tarihi olduğunu, onun hicri 710 yılından sonra ortaya çıkacağını, dolayısıyla 683 yılında doğanMehdî’nin 26 yaşında olacağını söylemişlerdir. 2
İmam Şa’rani de Mehdînin h.1255 yılı Şaban ayında çıkacağını söylemiş, tarih aksini göstermiştir.3
Bistâmî, Cifr’ul Câmî adlı eserinde Mehdî’nin çıkış tarihi ile ilgili şu hesaplamayı yapar:
Besmeledeki harflerin ebced hesaplamalarına (küçük ebced) göre sayısal değeri 784’tür. Mehdî’ninçıkış tarihi hicri 784 olarak düşünülse de bu doğru değildir. Çünkü bu hesaplamada sadece harflerin değeri toplamıştır. Hesaplamada harflerin okunuşundaki sayısal değerlerin (büyük ebced) göz önüne alınması gerektiğini ileri süren yazar, bu hesaplama ile 1392 ve 1403 olmak üzere iki sonuca ulaştığınıbelirtmekte ve Mehdî’nin çıkış tarihinin hicri takvimine göre bu tarihlerin olabileceğini savunmaktadır.
Ayrıca sonraki sayfalarda Hz. Ali kerremâ’llâhü veche ye atfedilen bir sözü
aktarmaktadır:
“Besmeledeki harflerin sayısı hicri yıla göre tamamlansa İmam Mehdî’nin doğum zamanı olur.Onun çıkışı Ramazan ayının akabinde olur” Bistâmi’nin önceki hesaplamayı Hz. Ali kerremâ’llâhüvecheye atfedilen bu rivayete dayanarak yapmış olması muhtemeldir.
Hz. Ali kerreme’llâhü veche meşhur divanında Hz. Mehdî ve bazı ahirzaman hadîsatından
bahsetmiştir.
Bu divanın Müştakzade şerhinden aldığımız bir kısmı şöyledir:
Tercümesi: Âyâ oğlum! Türkler cûş ettiklerinde (kaynadığında, karıştığında...) Mehdî‐i Âdil'e
muntazir ol...
...Kudemadan Şeyh Sa'deddin Muhammed Hamuli kaddese’llâhü sırrahu’l‐aziz zuhur‐u Mehdî hakkındaki takribeleri
Yani “Zaman huruf üzre besmele ile tamam âdedi miktarına baliğ olsa Mehdî kaim ola.
Savm‐ı Ramazan akabinde hurucuna tesadüf olundukta benden ona selam isal eyle” demek olur.Hesabı bindörtyüz tarihini tecavüz, eder ki; muhakkikin ...
Yani taht‐el lafz: “Habibim! Senden sonra onların devam‐ı ihtilatve ülfetleri katildir.” '
Pes mükerreratı hazf ile 1399 olup sinin‐i kameriyenin müddet‐i merkumede4 küsurunu zam ile hicretten 1422 yıl 3 ay 24 gün olur.
2 “Kim evli değilse Şam'a göçsün, çünkü başka şehirlerde öyle karanlık fitneler kopacak ki oralardaki halkın çoğunun kurtuluşu güç olacak” (aynı Vasıyyetnâme'den terceme).
Sadreddin'in İstanbulda, Ayasofya Kütüphanesinde 4849 No. lu mecmuada Mehdî hakkında bir risalesi vardır. Mecmuanın son ‐ risalesi olan ve ciltte sahifeleri karışan bu küçük risale (168. a ‐ 180. a), Sadreddin, İbnül
Arabî ile Ekberiyye mensuplarının fikirlerini anlamak bakımından pek değerlidir. Şeyh‐i Kebîr, bu risalede,
654 yılından bahsedilirken, “vaktimizden üç yıl önce” kaydı, risalenin 651 de yazıldığını açıklar. Sadreddin'in bu risalesiyle İbn‐i Sina'nın risalelerini muhtevi ola bu mecmuada, “81. b ve 87. B” de 697 hicrîde, yazılan, diğerbir nüshayla mukabele edildiğine dair iki kaydın mevcudiyeti, mecmuanın değerini arttırmadadır. (GÖLPINARLIA. , 1985), s.2353 (ERDOĞMUŞ, 2003), s. 25
4 Merkum: Cem'olmuş, toplanmış, birikmiş
Ehl‐i velayet Hz. Mehdî'nin huruç zamanını bu ayetten keşf etmişler. Fakat hadiseler vuku
bulmadan evvel bu ayet ile Mehdî arasında münasebet görülemiyordu. Bu ayetin evvelinde Cenab‐ıHak Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme mealen şöyle hitab ediyor:


“Kâfirler sana vahy ettiğimiz şeyden seni çevirmek istiyorlar ki eğer sen ta'viz verirsen seni dosttutacaklar. Sakın onların nevalarına uyup taviz verme, yoksa sana dünya ve ahirette kat kat azabederiz. Ve sen ta'viz vermediğin için seni memleketinden çıkaracaklar. Ama senin ardından o memleketlerinde fazla kalamayacaklar.”
İşte bu ayetler işaret ediyor ki Hz. Mehdî'ye zemin hazırlayan ve onun bayraktarı olan insanlar,hiçbir kimsenin kınamasından korkmadan, bütün dünyanın hücumlarına rağmen tavizsiz bir şekilde Şeriat‐ı Muhammediye'yi tatbik ettikleri için memleketlerinden çıkarılacaklar.
Fakat o Süfyanîler vebid'atçılar onların arkasından o memlekette fazla ülfet edemeyecekler.
Burada Mehdî'nin kıyamı hakkında verilen tarih olan hicretten 1422 yıl 3 ay 24 gün sonrası ise;hicrî 1423 tarihinin 3. ayı ve 25. günü etmektedir. Bu da miladî 2002 yılının 6 Temmuz tarihine tekabül etmektedir.


AHİR ZAMANDA SON 3 SUFYANİ DECCAL ve
1 BÜYÜK DECCAL
1) Birinci Süfyani; geldi, görevini daha çok fikrini ve icraatını teoride uygulayıp ve görvini bitirip gitti…(meçhûl zat!..)
--Birinci Mehdi; geldi, görevini daha çok fikrini ve icraatını teoride uygulayıp , Kuran tevsiri olan değerli Nur risaliyesini icra ederek görevini bitirip gitti. (Bediüzzaman Hz. leri)


2) İkinci Süfyan; geldi.Günümüzde ve gündemimizde Paralel devlet reisi.
iİşgalin altyapısını dünyanın çeşitli yerlerinde kandıracağı topluluklarla hazırlamaktadırlar.
--İkinci Mehdi; Yaşıyor ve görevini, hem de layıkiyle yapıyor.


3) Üçüncü Süfyani’nin çıkışı ; Şamdan çıktı ve kan dökmeye başladı.
--Üçüncü ve gerçek Mehdi. Hz. Mehdi veya Medi-i Azam; gelmek için, ikinci


4)Son Deccal; Çin’den çıkarmak için hazırlık yapıyorlar.
ikinci Süfyani ile İkinci Mehdi kapışmaya başladılar
Üçüncü Mehdi Hz. Mehdi’nin Şam Sufyanı Deccalla kapışmasının dan ardından


5) Son olarak Hz İsa zuhur edip Büyük Deccalı öldürmesi bekleniyor.
Hz. MEHDİ (as)nin zuhûru ile; nüzûl ederek ve Hz. Mehdi ile el-ele verecek olan, o; İslâmın en büyük düşmanı DECCAL’i, Kudüs banliyolarında öldürecek olan, Hz. İSA (a.s.)


Deccal’in, beş duyuyu, aklı, gözü ve iradeyi.. aldatma sanatlar ı ile etkiler;
1)İspritizma, 2) Manyatizma, 3) Telkin gücü. (ipnotizma veya hipnotizma) Ayrıca;
4) Kitlesel olarak yaşanan, spor tutkunluğu ve insanı dinden çıkaran müzik çeşitleri ve şeytani siyaset…


Ahir Zaman Mehdileri
1. Süfyan çıkıp adı sanı yayıldığında ona karşı 1. Mehdi,( Bedüizaman Sait Nursi Hz ) Geçmiş zaman .

Süfyanın İslam şeriatını kaldırıp şeâir-i İslâmiyeyi taribine karşı mücadele eden tahribatını tamir ederek islamı yeniden ihya edecek olan mü’mine yüce peygamberimiz (sav) “Mehdi” adını vermiş. Bu dönemde Mehdi devamlı takibat ve baskı altında tutulur süfyan bir devlet başkanı olacağı için
“Hz. Mehdi’yi devamlı tarassut altında tutar ve baskısı üzerinden hiç kalkmaz.” (Tılsımlar, 212)
Süfyan münkir biridir. Allah'ı, Kur'ân'ı, peygamberi tanımaz, İslâm adına ne varsa hepsine karşıdır. Sistemli ve münafıkâne bir tarzda iş görür. İslâm'ın ana direkleri olan inanç esaslarını kaldırmaya, yok etmeye, zayıflatmaya çalışır. "Hz. Mehdî'yi de devamlı tarassut altında tutar. Muhasarası üzerinden kalkmaz." (İs'afür-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar, s. 212.)
Hadislerde Süfyan'ın tahribatına olduğu kadar Hz. Mehdî'nin o­nunla yapacağı mücadelelere de yer verilmiştir.
Deccal'ın Hz. Mehdî'yi her ne kadar öldürmek istese de bunu başaramayacağını göstermektedir. o­na diş geçiremeyecek, kılıcı da işlemeyecektir. o­nu ateşe atması ise zamanında bir nevi Cehenneme dönen zindanlara atması demektir. Ama o­nun îmanı o zindanı da bir nevi Cennete çevirir. Çünkü Cennet ve Cehennem her şeyden önce gönülde yaşanır. İman zindanları saraya, ateşi âb-ı hayata çevirebilecek güçte bir iksirdir.
Aynı zamanda bu Deccalın Hz. Mehdî'yi en ücra, ıssız yerlere süreceğini, oraların ise bağlık bahçelik yerler olacağını da göstermektedir. ·
Müslim'deki hadisin sonu şöyle bitiyor: "İşte o mü'min âlemlerin Rabbi katında insanların şehadet bakımından en nurlu ve büyük olanlardandır."


NUR DESTANI
Çarelerin bittiği, ümitlerin tükendiği, herkesin namus ve vatan derdine düştüğü yıllarda… Asırlardır dünyaya meydan okuyan Osmanlı’nın parçalandığı, düşmanların amansız bir işgale başladığı günlerde…

İman ve Kur’an’a saldırıların arttığı, camilerin kapatıldığı, ezanların susturulduğu ve masum Müslümanların hapishanelere doldurulduğu bir dönemde… Müthiş bir mücadele, akılları durduran bir başarı… Vatan için, millet için, iman ve Kur’an için feda edilen bir ömür…

Bu bir azmin, bir şahlanışın ve bir başarının öyküsüdür. Sırlarla dolu, gizlenmiş pek çok gerçeğin kapısıdır.

Bu kitabı okuyanlar, hiç şüphesiz ki yeni bir dünya keşfedeceklerdir. Daha da önemlisi, yaşananlar karşısında kendilerinden geçeceklerdir


2. Süfyana karşı 2. Mehdi. “Mehdi ve şakirtleri” Günümüz zaman .
“…Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir...”Kastamonu Lahikası


Sadece “Mehdi” denmemesi, şakirtlerini nazara vermesi, üçüncü vazifeyi yapacak olanın, şahsı manevi olan cemaat, yani işin başında gelen ve fikri alt yapıyı oluşturan mümessilin talebeleri veya cemaati olduğu ifade edilmiş oluyor. Cemaatin yapacağı üçüncü vazife, ilk başta gelen ve mümessil olan zatın hesabına geçtiği için, burada “Mehdi”ifadesi kullanılmıştır. Ancak yine de bu üçüncü vazifeyi yapan cemaatin başında bir lider olacaktır. Siyasi dairede bu lider halk tarafından “Mehdi” olarak da kabullenilebilir.


“Mehdiyet” kurumunun başına kim geçerse geçsin, o kurumu temsil edecektir. Bu kişi, asıl programı hazırlayan ve fikri zemini temin eden asıl mümessil olan zatın programını gerçekleştirdiği için, kendisine “Mehdi” denmesinde bir sakınca yoktur. Ancak geniş daireyi temsil eden bu zat için, “Mehdinin talebesi” veya “komutanı” unvanı daha uygundur, diye düşünüyoruz.


Başka bir rivayette ise Hz. Mehdî'nin Süfyanla ilgili mücadelesine şöyle dikkat çekilir: "Süfyanla Mehdî yarışa hazır iki at gibi ortaya çıkarlar. Kâh Süfyanî gâlip gelir, kâh Mehdî." (Nuaym bin Hammad, Kitabü'l-Fiten: Varak: 76a; et-Burhan, v. 92a.)
3. Süfyana karşı da 3 .Mehdi Peygamber efendimizin müjdelediği Seyid Büyük Hz Mehdi a.s .Çok yakın gelecek zaman .İnşallah

Hz. Muhammed Mehdi çıkacak ve Allah-u Teala daha önce fesada uğrayanları ve iman ehlini onunla kurtaracaktır. Sünnetler onunla ihya edilecek bidat ateşleri de onunla sönecektir. Onun zamanında insanlar aziz olacak ve kendi muhaliflerine galip geleceklerdir. Güzel bir hayat sürülecek, yer ve gök bereketini artıracak, bu durum 7 yıl sürdükten sonra Mehdi vefat edecektir. (Bu hadis Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman isimli kitabın Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan el yazılı bir nüshasında mevcuttur.)
Peygamberimiz (sav)'in ashabının Tevrat ve İncil'de müjdelenmeleri gibi, Hz. Mehdi de diğer peygamberlere indirilmiş kitaplarda müjdelenmekte; bu kitaplarda Hz. Mehdi'den övgüyle bahsedilmektedir.

Tövbesi kabul edilip tasavvufta seyri suluk denilen aşamalardan geçmeyip bir gecede ıslah edileceğinden dolayı kalp gözü açılacak ve muhteşem,heybetli,dehşetli,tarif edilemeyecek şeyleri göreceğinden dili bir süre tutulacak sonrasında da her doğru bildiğini konuşacak .
Hz. Mehdî, en büyük mücadelesini Hz. Ali'nin ifadesiyle İslâm'a, Kur'ân'a savaş açan, dinsiz, yalancı İslâm Deccal'ı Süfyan'a karşı verecek, mücadeleler sonucunda o¬nu öldürecek, tahribatını tamir edecektir.
Ahir Zaman Sufyanları
Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz. Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud,Fiten:1
Hem Büyük Deccalın, hem İslâm Deccalının üç devre-i istibdatları mânâsında üç eyyam var.
“Bir günü, bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üç yüz sene yapılmaz.
İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede, otuz senede yapılmayan işleri yaptırır.
Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz.
Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır” diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş.
Müslim, Fiten: 110; Ebû Dâvud, Melâhim: 14; Tirmizi, Fiten: 59; İbn-i Mâce, Fiten: 33; Müsned, 4:181.


KEHF 104 - Kendilerinin gerçekten güzel sanat yaptıklarını sandıklan halde dünya hayatında çabaları boşa gitmiş olanları. Deccal maddi dünyayı süsler,eliyle vaad ettiği cenneti(ALLAH ın izniyle) niyyet olarak kendisini adres gösterir “ben” bilinciyle.
Yer yüzünde İki grup insan vardır.
1) Yeryüzünde fesat çıkaranlar
2) Islâh edenler

Fesat çıkaranlar, kendileri Allah'a ulaşmayı dilemedikleri gibi, başka insanları da Allah'a ulaşmaktan men edenler, insanları bu açıdan aldatanlardır. Aynı zamanda insanlara kötü davrananlar, insanlara kötülük edenler, hırsızlık edenler, cinayet işleyenler onların aralarındadır.
Andolsun seni köleleştirerek yok etmek isteyen kavme , üstün söz sahibi olarak tekrar zuhur ettireceğiz.


İSLAM SUFYANİ DECCALLAR
1) Sufyan ; Osmanlı içinden çıkan müslüman görüntüsünde İslam düşmanı Komutan Sufyan
Hz. Ali (ra) 1.İslam deccalına “Süfyan” namını vermiştir ve kendisinden kaynaklanan bütün rivayetlerde bu İslam deccalından bahsetmiştir. Yine rivayetlerde süfyanın askerî bir komutan olacağı da ifade edilmiştir. (Müslim, Fiten, 125)
Bediüzzaman bu hadisi açıklarken şöyle buyurur: “Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanatı olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir. (Şualar, s. 461)




İslamlar içinde merkez-i hükümet-i İslamiyede ortaya çıkarak Müslümanların arasına fitne ve fesat verip bütün Müslümanları birbirine düşürür, İslam düşmanlarının Müslüman ülkeleri işgal etmesine sebep olur ve bu karışıklıktan istifade ederek “Şeriat-ı Muhammediyeyi” hem tahrip eder, hem de hükmünü yürürlükten kaldırır.
Ama ne var ki akılları bozulmuş ve deccalın kendilerine sağladığı imkânlarla dünyaya dalmış yarı bilgin “Ulema-i Sû” lakabını hak etmiş bilginler tarafından onun bu tahribatı “dini hurafelerden kurtarmak” olarak halka anlatılır ve onu dini hurafelerden kurtaracak büyük bir bilgin olarak gösterilir. Hatta bir kısım meddahlar onu “mehdi” olarak takdim ederler.
İslam içinden çıkan bu deccal .


1 Mehdiye :Hz. Mehdi’yi devamlı tarassut altında tutar ve baskısı üzerinden hiç kalkmaz.” (Tılsımlar, 212)
Rivayette var ki, “âhirzamanın dehşetli bir şahsı sabah kalkar, alnında ‘Hâzâ kâfir’ yazılmış bulunur.” Buhari, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101, 102; Tirmizî, Fiten: 62; Müsned, 3:115, 211, 228, 249, 250, 5:38, 404-405, 6:139-140.


Allahu a’lem bissavab, bunun tevili şudur ki: O Süfyan, kendi başına frenklerinserpuşunu (şapka) koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanunla tâmim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah ihtida eder; daha herkes -yalnız istemeyerek- onu giymekle kâfir olmaz.


Hz. Ali (RA)dan rivayete göre;
...Süfyani daha sonra yetmişbin kişilik ordu ile diğer yerler üzerine yürüyecektir. Oralarda katliamlar yapacak, alimleri öldürecek, mushafları yakacak, camileri tahrip edecek, haramları kaldıracak, eğlence ve fuhuş yerlerinin açılmasını emredecek.


2) Sufyan ; Türkiyeden çıkacak Din Bilgini Cemeattçı Sufyan :


Fitnesine kapılan imansızlığa düşerek dünya ve ahret saadetinden mahrum kalacaktır. Yedi adım arkasına takılan bir daha geri dönüp hidayete eremeyecektir. Zira hilekâr olduğu ve fitne ile iş gördüğü için “münafık” olacak, dindar görünerek dinleri birleştirme ve Hz Muhammed s.a.a efendimizi kitaptan ve sinsi bir şekilde dini ortadan kaldırmaya çalışacaktır.


Kâfirler onun küfrüne, dindar olanlar da onun münafıkane sözlerine aldanarak dindar bilecektir.


Sonra icraatını da akla ve dine uyduracağı için yolunu doğru bilerek arkasına takılan ve onu müdafaa eden “ulema” sayesinde halkın teveccühünü kazanarak büyük bir desteğe sahip olacak ve dini ve imanı, şeriat-ı Ahmediyeyi tahrip edecektir.


Bunu da dini koruma iddiası ile yapacağı için işin iç yüzünü bilmeyen ve gerçek din âlimi olmayan onun deccal olduğunu bilemeyeceklerdir.
Diğer bir rivayette, "İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek" denilmiş.Burada başlangıç dönemi Sufyanın temelleri bu bölgeden başlayacağı ve hilafet merkezine bölgelere buradan yayılacağı anlaşılmaktadır.
Bir başka hadisinde, Hz. Ebubekir (ra) rivayetle, Resulullah (s.a.v.) bize haber verdi ki; “Deccal, Doğu tarafından çıkacaktır. Oraya, HORASAN denir.”


Dünya’da iki tane “Horasan” isimli coğrafi bölge vardır.Birisi Erzurum’un, Doğu’sunda Hasankale ve onun da Doğu’sunda bulunan ve ayni zamanda, Erzurum’un da bir ilçesi olan Horasan’dır.İkinci Horasan gelince; Doğudaki komşumuz İran’ın Kuzeydoğusunda bulunan büyük bir coğrafi bölgenin adı, Horasan’dır. Her ne kadar, Arap yarımadası’nın kuzey doğusunda kalsa da,


Türkçe de, uzak olan bir yere (coğrafya ya) “IRAK” tabiri kullanılırken Irak devleti ve coğrafyası kasdedilmez ise hatta Erzurum’da, belki de Arapça’dan geçmiş olan ve çok uzak anlamına gelen Horasan tabiri kullanıldığını da geçmişten herkes bilir.


Ebu Bekir-i Sıddık (r.a.) söylediği hadis-i şerif; Resulullah (s.a.v.) bize haber verdi ki, “Deccal Doğu tarafından çıkacaktır. Oraya Horasan denir.”


Bununla birlikte bu rivayetlerde, sonradan çıkacak ikinci İslam deccalı Süfyanın, uzun yıllar İslama başkentlik yapan yerden çıkacağını , İnançsızlığa dayalı sisteminin projelerini hazırlayabileceğine de bir işaret vardır.


Deccaliyet Deccal bir fikir, felsefe ve inanç akımıdır ve birer ideoloji ve misyondur. Bu üç kişide bu misyonun liderleri ve uygulayıcılarıdır. (materyalizm, kominizm ve kapitalizm.. gibi) Bu sebepledir ki; bütün hadis-i şerifler, Müslümanları; daima müteyakkız olmaya itmiş ve bu vesile ile de, Mehdi arayışları tetiklenmiş, Hz. İsa (a.s.) üstünde düşünülüp araştırmalar yapmaları da sağlanmıştır



Deccaller, ilk çıktıkları zamanlar, gerek Süfyani gerek gerçek Deccal ve gerekse Hz. Mehdi de dahil; kendilerinin Süfyani, Deccal ve Mehdi olduklarını bilmeyecekler. Bildikleri zaman da, ilâhi planda kaderlerinin yazgısından, Dünyevi planda ise çok azgın olan nefislerinden,


Hz. Mehdi içinse Allah’ın emrine kulluk bilinciyle uymaktan dolayı, sonradan bu vazifelerinden ve bu iddaalarından hiç bir şekilde vazgeçemeyeceklerdir


Yine bir hadisten öğreniyoruz. “İstanbul, İslâm güçleri tarafından fethedildikten sonra.” Bu fetih, İstanbul’un ilk fethi olup, Hz. Mehdi liderliğinde ikinci fethi Deccal zamanında olacaktır.Savaşsız olarak teslim alınacaktır.


“Hadis-i şerif: “ İnsanlar üzerine, bir zaman gelecek ki; onların hepsi Kur’an okur, ibadet (etmeğe) çalışırlar ve ehl-i bidatle de meşgul olurlar.


Lâkin, bilmedikleri cihetten dolayı müşrik olurlar. Okumalarına ve ibadetlerine bedel (olarak) rızık alırlar ve Dünya’yı, din karşılığında yerler. İşte bunlar kör olacaklardandır.


Mahz-ı mevhibe-i İlâhiye olacak ve kendisine hikmet-i İlâ­hiye ve hikmet-i Kur’aniye ihsan edilecek.
Bu koyun postuna bürünmüş kurt misali mazlum ve masum kalbi saf müslümanları kullanacaklar.
Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden riyakârlar çıkar. Sözleri baldan tatlıdır. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur.”(Hadis-i Tirmizi) sözünü işaret buyurmuşlardır.
Bazı kimseler her ne kadar görünüşte iyi işler yapıp bir yerlere gelerek insanların güvenini kazansalar bile, istedikleri yere geldiklerinde kurdun uluması gibi çıkaracakları bet sesleri, onların art niyetlerini ortaya çıkaracaktır..


Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri;
Bana ağzını aç ki sana kim olduğunu söyleyeyim”buyurması, bu konuyu ne kadar bariz bir ifade ile anlatmaktadır.”
Nabza göre şerbet verme fitnesi ile kimseyi “dini” dışında bırakmayacaktır:
Deccal in en tehlikeli illüzyonu Takliden “ALLAH ” inancına inanmış ve benimsemiş kişi ve toplumları da etkilemesiyle kendisini gösterecektir.
Dünyevi gözleriyle gördüğü hadiseleri abartan bu kimse ve toplumlar ya karşılarında “üst düzey veli” olduğunu sanacaklar ve dolayısıyla deccale tabi olacaklardır.
Süfyan ve Deccalların kendilerinden daha çok, Süfyaniyet ve Deccaliyet denilen cereyanları ve 9 komiteleri daha dehşetlidir.

Kur'an-ı Kerimin (Neml, 48) âyetinde, 9 şerir çete veya çete başlarının şehirde devamlı ifsad edecekleri bildirilir.
Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı. 27/NEML-48
Bu Dokuzlar Kimlerdir : Musevilik Yahudilik ve Masonluk – Siyonistlik farklı şeylerdir!


Hazreti Musa'ya inanmak başka Yahudi olmak başka ,Masonik Siyonist bir sistemin içinde olmak ayrı şeylerdir.


Bu Yahudiler
Yüksek Adalet Evi tarafından örgütlenir! Her ülkede ayrı ayrı örgütlenir.


Türkiye'de şimdi Tapınak konseyi'nde 9 Türk görünümlü yahudi vardır! Bunlar çok güçlü ailelerin temsilcileridir!


Bu 9 tapınakçı dışında önceden görev yapmış ancak şimdi dışarıdan destek veren 91 Tapınakçı daha vardır!Bunların hepsi diğer üst yöneticilerinin tamamen emrindedir.Belçika Bilderberg ise kendine bağlı olan diğer Bilderberg"lere emrediyor

3) Doğudan çıkacak deccal
Hz. Huzeyfe'den rivayetine göre, Resulullah şöyle buyurmuştur:

"Zevra denilen yerde bir olay meydana gelecektir."

Dediler ki: "Zevra nedir? Ey Allah'ın Resulü!"

O da şöyle buyurdu: "Doğuda bir şehirdir. Benim ümmetimden zalim ve belalı olanların bazıları orada yaşayacaklar..."

- Zevra araştırmalarıma göre çok eskilerden Türkiyenin doğusundaki Diyarbakır bölgesi için kullanılıyormuş.
Mehdi a.s bugün çıksa ve Türkiye de büyük bir İslami ayaklanmaya sebebiyet verse eminim Mason teşkilatlanmalara hizmet eden CIA ve MOSSAD Diyarbakır bölgesinde büyük bir PKK ayaklandırması yaratacaktır. Ve bu olacaktır da
Peygamber efendimiz böyle bir olayın meydana geleceğinden bahsetmiş. Bu yüzden çok dikkatli olmamız gerekiyor. PKK konusunda Kürt kardeşlerimize bu konularda
uzun uzun açıklamalar yapmamız ve yaşanacak olaylardan şimdiden onları haberdar etmemiz ve bu iki müslüman halkını Kürt Türk kardeşliğini pekiştirmek ,Irkçılık milliyetçilik fitnelerine dikkat etmek gerekir . Bunu önlemenin en derin yoluİnsanlarımızı bu konuda bilgi sahibi olmalıdır.


4) Sufyan ; Burada rivayetlere göre Süfyan'ın nereden çıkacağının belirtildiğini de zikredelim. Süfyan Şám'dan çıkacaktır. (İs`âfü`rRağıbîn, s. 150, 151; el-Burhan, v. 89a.)


Hz. Ali (RA)dan rivayete göre;
Süfyani, Halid b. Yezid b. Ebu Süfyan'ın neslinden bir adamdır. İri cüsselidir. Yüzünde çiçek hastalığı izi vardır. Gözünde beyaz bir leke vardır. Şam tarafından çıkacaktır. Kendisine tabi olanların çoğu Ben-i Kelb kabilesinden olacaktır.


Bu şahıs hadislerde şöyle tavsir edilmiştir.

''Hz. Mehdi'nin zuhurundan önce Ebu Süfyan'ın neslinden olan birisidir''

( Bu demek oluyor ki Süfyani Mehdiden önce yaşamış, savaşlar yapmış ve öldükten sonra da kendi neslinden doğmuş biridir yada birileridir. Ve Sonuç olarak Ebu Süfyan'nın neslindendir buraya dikkat etmemiz gerek)

''Süfyan Zahirde(Dünyada) salih ve daima Allah'ı zikreden birisidir, Ama insanların en kötüsü ve soysuzudur.Bir çok insanı kandıracak kendisiyle işbirliğine razı edecektir. Şam Hims (veya Hum's) Filistin, Ürdün ve Kinnisrin (Eski Halep) bölgelerini ele geçirecektir.''

Süfyani Allah (c.c.)'ın haram kıldığı herşeyi helal kılacak, yapmadığı hiçbir zulüm ve işlemediği hiçbir mel'anet kalmayacaktır. Resulullah (SAV)'ın Ehl-i Beyt'ine düşman olduğu için isimleri Muhammed, Ahmet, Ali, Ca'fer, Hamza, Hasan , Hüseyin, Fatıma, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Hatice ve Atike olan herkes öldürülecektir. Sonra etrafa adamlarını salacak, küçük çocukları toplayacak ve onları kızgın yağda haşlayacatır. Sonra Dımışk mescidine girip, orada içki içecek ve günah şeyler yapacak, adamlarına da öyle yapmaların emredecektir.''


Çocukları ve hatta kadınların karınlarındaki bebekleri bile öldürür. Ehl-i Beyt'ten bir adam, Muharrem ayında ona karşı çıkacaktır. Bunun üzerine Süfyani, ordusundan bir kısmını ona karşı gönderecek fakat o, gelenleri bozguna uğratacaktır. Daha sonra Süfyani, kendi yanındaki askerlerle beraber ona doğru yürüyecektir. Fakat (Mekke ile Medine arasında) Beyda denilen yere gelince, Allah (c.c.) onları helak edecek ve onların başlarına gelenleri anlatan bir haberciden başka hiçkimse kurtulamayacaktır. -El-Hakim "Müstedrek" de tahric etmiştir.


Süfyani’nin ortaya çıkışı birçok rivayette nakledilmiş ve zuhur alametlerinden olduğu bildirilmiştir. Süfyani, Ebu Süfyan’ın soyundan olan ve İmam Mehdi’nin (a.f) zuhurundan kısa bir süre önce Şam bölgesinde kıyam edecek kişidir. Çok sayıda masum insanın kanını akıtacaktır. Öldürmekten ve savaştan çekinmeyen, düşmanlarına karşı da çok sert davranan zalim biridir.


''Sonra Süfyani elinde bir mızrak olduğu halde dışarı çıkacak ve adamlarından birine yol ortasında alenen hamile bir kadına tecavüz etmesini ve karnının deşip çocuğu karnından dışarı çıkarmasını emredecektir. Onun bu emirini değiştirmeye hiçbir kimsenin gücü yetmeyecektir.
En son bunun üzerine gökyüzünde melekler feryad edecekler ve Allah (c.c.) Cebrail Aleyhisselam'a SESLENEREK,Dımışk (ŞAM) şehrinin surları üzerinde şöyle seslenmesini emredecek:

"Dikkat edin ve uyanık olun ey Muhammed (SAV) ümmeti! Size imdat geldi. Mehdi Aleyhisselam Mekke'den zuhur etti. Onun davetine uyunuz" ''


İmam Sadık (a.s) onu şöyle anlatmaktadır:
“Eğer Süfyani’yi görürsen, insanların en alçağını görmüşsün demektir.”[28]
Süfyani, Recep ayında kıyam edecek, Şam bölgesini ve etrafını ele geçirdikten sonra Irak’a saldıracaktır. Orada da büyük katliamlar yapacaktır.
Rivayetlere göre Süfyani’nin ortaya çıkışı ile ölümünün arasındaki zaman on beş aydır.[29]


Süfyani’nin vasıfları
4.36--- Emiril Mü’minin Hz. Ali b. Ebi Talib (r.a.)’dan, Buyurdu ki: Süfyani, Halibi b. Yezib b. Ebusüfyan’ın evladındandır. Kafası oldukça büyüktür. Yüzünde kaşıntılı bir hastalıktan (çiçek bozuğu) eser vardır. Gözünde de beyaz bir nokta bulunur. Şam şehrinden çıkacaktır. Ona tabi olanların çoğu Kelb’dendir. Kadınların karınlarını deşip çocuklarını öldürür, kendisine karşı toplanan Kays kabilesini de iyice yok eder. (İşte o zaman) Ehlibeytim’den Harem de bir Recul çıkar. Onun haberi Süfyani’ye ulaşınca, Süyfani ona karşı ordusundan bir ordu gönderir. Ancak Mehdi, bu orduyu hezimete uğratır ve bunun üzerine Süfyani yanındakilerden bir orduyu, O’na karşı tekrar gönderir. Ancak bu ordu arzdan Beyda’ya vardıklarında yere batırılır ve kendilerinden haber getirecekler dışında kimse sağ kalmaz.
Bu hadisi, İbni Abdullah Hakim, Müstedrek’de tahric etmiş ve Buhari ve Müslim’in hadislerin doğruluğu ile ilgili şartları dahilinde bu hadisin sahih olduğu belirtmiştir. Fakat Buhari ve Müslim bu hadisi almamıştır.


Ebu Ca'fer Muhammed b. Ali (RA) dan şöyle rivayet olunmuştur:

"İnsanlar Şam diyarında toplanıncaya kadar Mehdi zuhur etmez. Fitne yaygınlaşacak insanlar ondan kurtulmak için bir çıkış yolu arayacaklar fakat bulamayacaklar.Kufe ile Hire arasında katliam olacaktır."

- Bilindiği üzere Şam diyarında bugün dehşet verici bir savaş yaşanmakta. Önceleri ''İç Çatışma' olarak bize yedirtilen, özgürlük mücadelesi adı altında Yahudi fanı ülkelerin Medya patronları tarafından uluslara servis edilen bu iç kavga propagandası sonradan anlaşıldı ki profosyonel yalanlarla süslenilmiş büyük bir fitne. Fakat Allah her suçun takipçisidir.Tüm bu yalanlar bütün gerçekleriyle Allah dostu manevi mehdiyet sayesinde gözlerimizin içine sokuldu. Bugün orada yaşananların bir iç çatışma olmadığını, Katar'dan Suudi Arabistan'dan Libya'dan özenle seçilmiş, yetiştirilmiş, cahil cuhala, sapık hatta idam cezası suçuyla yargılanan insanların özgürlük vaadi ile Suriyeye gönderilmeleri bütün dünya basını tarafından sonradan açıklanmıştır.


Birleşmiş Milletler insan hakları konseyinin kendisi söylüyor. Böyle birşeyi daha fazla saklamaları imkansızdı zaten. Çünkü nekadar şerefsiz satılmış bir basın ordusu varsa bu dünyada, bunun karşısında azınlıkta da olsa doğru ve inançlı bir basın ordusuda herzaman mevcuttur


.Dolayısı ile asıl muhalifçi olanlar, asıl sesi yükselmeyenler, asıl ezilen basıncılar,medyacılar,savaşçılar,müslümanlar bizler oluyoruz. Yani burdan yola çıkarak bu hadisi anlamaya çalıştığımızda görüyoruz ki Suriye de yaşananlar büyük bir emperyalist FİTNEsidir.

Ve yine hadiste belirtildiği gibi yaygınlaşan, bitmek bilmeyen büyük bir fitnedir. bu fitneden ve yapılan mezhep katliamlarından kurtulmak isteyen halk nereye kaçsada kurtulamıyor ve hergün yüzlercesi daha Suriyedeki teröristlerce sırf mezhep ayrımı yüzünden Allahu Ekber nidalarıyla katlediliyor.Bunun İsrail ve ABD fitnesi olduğunu düşünemeden. Bunun büyük bir Ortadoğu Projesi Planı olduğunu bilmeden kardeş kardeşe zulmediyor..


Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim'siz, firavunu Hz. Musa'sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.
Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer.
Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır. Mektûbât, s. 425
İslamiyete yapılan bütün tahrifatlar Süfyan'ın öncülüğünde gerçekleşir.
Hz. Mehdî ise bu müthiş tahribatın sebep olduğu mânevî hastalığı Kur'ân eczanesinden aldığı ilaçlarla tedavîye çalışır, bid'atlarla unutulmaya, unutturulmaya çalışılan ve savaş açılan, gerçekte ise her biri birer iksir olan Sünnet-i Seniyye prensiplerini yerleştirmeye çalışır. Bediüzzaman, Süfyan ve taraftarlarının yerleştirmeye çalıştığı bid'atkâr sisteme karşı Hz. Mehdî'nin vereceği mücadeleyi Mektûbât'ında şöyle dile getirir:
"Hz. Mehdî'nin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid'akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihya edecek; yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr niyetiyle Şeriat-ı Ahmediyeyi (a.s.m.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hz. Mehdî cemiyetinin mu'cizekâr mânevî kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak." (Mektûbât, s. 42C.)
SÜFYAN'LA MÜCADELE
Hz. Mehdî, en büyük mücadelesini Hz. Ali'nin ifadesiyle İslâm'a, Kur'ân'a savaş açan, dinsiz, yalancı İslâm Deccal'ı Süfyan'a karşı verecek, mücadeleler sonucunda onu öldürecek, tahribatını tamir edecektir.
Süfyan münkir biridir. Allah'ı, Kur'ân'ı, peygamberi tanımaz, İslâm adına ne varsa hepsine karşıdır. Sistemli ve münafıkâne bir tarzda iş görür. İslâm'ın ana direkleri olan inanç esaslarını kaldırmaya, yok etmeye, zayıflatmaya çalışır.
1 Mehdiye : "Hz. Mehdî'yi de devamlı tarassut altında tutar. Muhasarası üzerinden kalkmaz." (İs'afür-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar, s. 212.)
Hadislerde Süfyan'ın tahribatına olduğu kadar Hz. Mehdî'nin onunla yapacağı mücadelelere de yer verilmiştir.
O Süfyan ki, Hz. Ali'nin belirttiğine göre büyük cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkacak, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup edecektir. (ellşâa, li Eşrati's-Sâe, s.167,168.)
Onun büyük bir cüsseye sahip olması maddî ve siyasî gücünün fazlalığına işaret eder. Nitekim rivayetlerden âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarları olduğu anlaşıldığını belirten Bediüzzaman bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'ya mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port Artur kalesinde gösterildiğini, bu suretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğü· nün, o şahsiyetin mümessillinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır. Fevkalâde ve büyük , kuvetli iktidarları hakkında ise şu değerlendirmeyi yapar:
"Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat [nefsin hoşuna giden şeyler] olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kibrit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder." (Şuâlar, s. 492.)
Öte yandan "Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür" rivayetini tevil ederken, büyük Deccalın bir taraftan kuzey kutup tarafından çıkacağını dolayısıyla büyük Deccalın kuzeyden bu tarafa tecavüz edeceğini ihbar ettiğini bildirmektedir-bir taraftan da Deccalın müthiş tahribatına dikkat çeker ve der ki:
"Hem büyük Deccal'ın, hem İslâm Deccal'ının üç devre-i istibdatları mânâsında üç eyyam var. `Bir günü, bir devre-i hükümetinde öyle büyük icraat yapar ki, üç yüz sene yapılmaz. İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdîleşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır." (Şuâlar, s. 493)
Müslim'de yer alan bir hadiste (Müslim, Kitabü'l-Fiten, 23. Bab, 113. H. (H. 2938)) Hz. Mehdî'nin Deccalle olan enteresan bir mücadelesine yer verilmektedir.
Her ne kadar Mamer ve Ebû İshak gibi raviler bu zâtın Hz. Hızır olduğunu söylüyorlarsa da hadisin gelişi ve gidişinden onun Hz. Mehdî olduğu anlaşılmaktadır. Bu hadis-i şeriften anladığımıza göre Deccal'ın merkezde silahlı gözetleme yapan askerleri bulunmaktadır ki bu onun büyük bir ordu ve hükümet gücüne sahip olduğunu göstermektedir.
1 Mehdiye : Buna dayanarak Hz. Mehdî'yi kendine bende etmek istemekte kabul etmeyince de eziyet ve sıkıntı vermekte, tesirsiz hale getirmek için elinden gelen her şeyi yapmaktadır.
Öyle ki "sırtı ve karnı döve döve genişletilmekte," yani onun dâvâsı gün geçtikçe etrafa daha da yayılmaktadır. Onca eziyet ve işkencelere boyun bükmez, Deccal'ı tanımaz, Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir, mağlup edilmez bir edayla insanlara şöyle seslenir:
"Ey insanlar şüphe yok ki, artık Deccal bana yaptığı bu işi artık insanlardan hiçbir kimseye yapamayacaktır."
Deccal yine onu öldürmek için alır. Ama onun boynu ile köprücük kemiği arası bir bakır levha haline geliverir ve Deccal artık onu kesebilecek hiçbir yol bulamaz. Sonunda onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar ve fırlatıp atar. İnsanlar, Deccal'ın onu ateşe attığını sanırlar. Oysa o mü'min Cennet içine atılmıştır.
Bu ifadeler Deccal'ın Hz. Mehdî'yi her ne kadar öldürmek istese de bunu başaramayacağını göstermektedir. Ona diş geçiremeyecek, kılıcı da işlemeyecektir. Onu ateşe atması ise zamanında bir nevi Cehenneme dönen zindanlara atması demektir. Ama onun îmanı o zindanı da bir nevi Cennete çevirir. Çünkü Cennet ve Cehennem her şeyden önce gönülde yaşanır. İman zindanları saraya, ateşi âb-ı hayata çevirebilecek güçte bir iksirdir. Aynı zamanda bu Deccalın Hz. Mehdî'yi en ücra, ıssız yerlere süreceğini, oraların ise bağlık bahçelik yerler olacağını da göstermektedir. ·
Müslim'deki hadisin sonu şöyle bitiyor: "İşte o mü'min âlemlerin Rabbi katında insanların şehadet bakımından en büyük olanıdır."
2 Mehdiye : Başka bir rivayette ise Hz. Mehdî'nin Süfyanla ilgili mücadelesine şöyle dikkat çekilir: "Süfyanla Mehdî yarışa hazır iki at gibi ortaya çıkarlar. Kâh Süfyanî gâlip gelir, kâh Mehdî." (Nuaym bin Hammad, Kitabü'l-Fiten: Varak: 76a; et-Burhan, v. 92a.) Hz. Mehdî Şam'a geldiğinde Süfyanîler dallı budaklı ağaçlar kesip Taberiye gölüne atarlar. (el-Havî li'l-Fetâvâ, s. 67, 68.) Horasan tarafına giden bir taife de Süfyanîleri mağlup eder. (el-Havî li Í-Fetâvâ, s. 67, 68; Tezkire, s. 187.) Sonunda Süfyanîler hilafeti Hz. Mehdî'ye teslim ederler. (Kitabü'l-Fiten, v. 50a.)
İşte bu teslim-i silah ve Deccal'ı öldürdükten sonradır ki Hz. Mehdî ve onun nuranî cemiyeti, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid'akârânesini tamir edecek İslâm'ın her çağa hitap eden ter ü taze hakikatlerini yerleştirecektir.


Mehdi 1-2 sene sonra çıkmaz diyen varsa hemen çıksın şimdi söylesin.
Bu alametlerin gerçekliğinden sonra Mehdinin çıkışına inanmayacak olan varsa aklına şaşarım.! Ayrıca belirtmem gereken bir konu var, daha önce Mehdi a.s'ın doğum tarihi için cibril hesaplamaları yapmıştım. Sonuç 1974 ü vermişti. Hadislerde Mehdi a.s ın çıkışının 40 veya 40lı yaşlarda olacağı söylenmiştir ki 2013-1974 çıkartıldığında sonuç gerçekten doğrular nitelikte. Hepsinden önce tabiki Gaybı allahımız bilir.

Bütün Planların tek Sahibi O'dur. Biz sadece onun merhametine ve sevgisine layık olmaya çalışan, insanlara bilgimizin ve aklımızın yettiği kadarınca O'nun içimize işlediği bu İslam- Mehdi aşkı ile doğru ve ya yanlış yine de Allahın Takdirine sığınarak insanları bilgilendirmeye çalışan kullarıyız.


Büyük Mehdî’nin Çıkışının Alametleri
“Hz. İmam Rıza şöyle buyurdu: .
..Babalarımdan nakledilmiştir ki, HZ. MEHDİ (a.s.) Gizlice ve aniden zuhur edecektir.” (Yenabi-ul Mevedde, c. 2, s.197)

Mehdî öncesi devirde dünyada erkeklerin azalacağı, kadınların çoğalacağı, emanete hıyanetinartacağı, içki ve bidatlerin çoğalacağı, idare işlerinin ehil olmayanlara verileceği, erkeklerin karısına itaat edip annesine isyan, dostuna iyilik babasına eziyet edeceği, kişiye kötülüğünden korkulduğu içinsaygı gösterileceği. Ayak takımlarının başa geçeceği, zelzele ve harp felaketlerinin görüleceğine dairfikirler ileri sürülmüştür.
Bunun yanında Mehdî’nin gelmekte olduğunu gösteren işaretler hakkında daçeşitli bilgilere rastlanmaktadır.
Bu alametlerden bazıları Fırat nehrinden altın bir dağ çıkması. Ramazan ayının ilk gecesinde ay, onbeşinci gününde güneş tutulması, sık sık depremlerin meydana gelmesi, doğudan büyük bir ateşinçıkması, her tarafı aydınlatan kuyruklu yıldızın doğması. Hz. Ali kerremâ’llâhü veche neslinden büyükcüsseli, gözünde siyah bir nokta bulunan Şam tarafında Yabis denilen bir yerden Süryani’ninçıkmasıdır.
Mehdî çıkmadan önce milletler arasında ticari yollar kapanacak, insanlar arasındaki fitneartacaktır. Değişik ülkelerden birçok âlim beraberindeki 310 kadar insanla, birbirinden habersiz şekilde Mehdî’yi aramak üzere yola çıkacak ve sonunda herkes Mekke’de buluşacaktır.
Birbirlerine niçin geldiklerini sorduklarında.”Fitneleri önleyecek ve Kostantiniyye’yi (İstanbul) fethedecek olan Mehdî’yi arıyoruz” derler.
Ayrıca Mehdî gelmeden önce doğudan ışık veren bir yıldız görüneceği. Ramazan da iki defa ay tutulacağı, semadan bir sesin onu sesiyle çağıracağı ve bu sesi uykuda bile olsalar herkesin duyacağıda iddia edilmektedir.
Mehdî çıktığında, onun gerçek Mehdî olduğuna dair işaret sayılabilecek olayların da ileri sürüldüğü görülmektedir.
Mehdî çıkarken başında bir sarık olacak ve bir tellal “Bu Allah’ın halifesi olan Mehdî’dir. Ona uyunuz” şeklinde nida edecektir.
Ebu Davud 1992: Mehdî 1, IV, 474‐5).
Yine Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Mehdî ile ilgili şu söz atfedilmektedir:
“Horasan tarafından bayraklar çıktığını gördüğünüzde, kar üzerinde sürünerek de olsa. O bayraklara katılınız, zira içerisinde Allah’ın halifesi Mehdî vardır”


Hz. MEHDİNİN DESTEKLENMESİ


Sayıları az da olsa müminler hayırda yarışırken giriştikleri her faaliyette, Allah onlara başarı verir. Milyarlarca insanı kendileri gibi inkara sürükleyen inkarcıların sayıları ne kadar çok olursa olsun, Allah az sayıda mümini gerçekleri ortaya çıkarıp kanıtlayacak kadar güçlü kılar.
Seyh Tusi: Imam Muhammed Bakir bu ayetin tefsirine dair buyurdu:
"Bu, müminlere yeryüzünün tamamina varis olacaklarina dair verilmis bir sözdür."
Mehdi çıkınca, Allahü teâlâ ona rahmetini indirir.) [İ. Ahmed, Hakim]
Allah İslam'ı Dünyaya Hakim Kılacak ve Bu Hakimiyetin Başında Hz. Mehdi (A.S) Olacaktır..
Eğer dünyadan bir gün bile kalsa, Allah, O (Hz. Mehdi) idareyi ele alıncaya kadar o günü uzatırdı. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 10)


Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir. 36/yâsîn-21
Her devirde, her kavimde çok sayıda mehdi var olmuştur. Her tarafta hidayete erdirmeye vesile olan çok sayıda insan vardır. Hidayete erdiren, hidayete erdirmeye vesile olan herkes hidayete erdirici hüviyettedir. Onların Kur'ân'daki adı mehdidir. Kim hidayete erdirmeye vesile de olsa, bizatihi hidayete erdirici de olsa hepsi mehdidirler.
Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağnı vaad etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler. Hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkarlardır. Nur Suresi 55. ayet
Hz.Peygamber (s.a.v) en başta İslamı nasıl ayakta tuttuysa, Hz.Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslami ayakta tutacaktır. El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-iMuntazar, 27
Hz. Mehdi kaldırmadık bidat bırakmayacaktır.Ahir zamanda aynı Peygamber gibi dinin icaplarını yerine getirecektir. Kıyamet Alametleri 163
Ayyasi: Ibni Bükeyr rivayet ediyor; Imam Musa Kazim’a:
Kaim hakkinda nazil olmustur. Zuhur ettigi zaman yeryüzünün dogusunda ve batisinda (her yerde) Yahudi, Hiristiyan, Sabii, Zindik, Mürted ve kafirleri Islam dinine davet edecektir, kendi istegi ile teslim olanlara namaz, zekat ve müslümanlara emredilen Allah’in vacip kildigi amelleri emredecektir. Teslim olmayanlarin ise boyunlarini vuracak öyle ki doguda ve batida Allah’I birlemeyen hiç kimse kalmayacaktir.”


Mümin şahıs (Mehdi) Deccal'ı görünce: "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın!" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.
(Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 4
Deccal çıkınca, ona karşı müminlerden bir şahıs (Mehdi) yönelir. Derken o mümin kimseye birçok silahlılar, Deccal'in merkezlerde gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar. (Mehdilik ve İmamiye s. 37, Sahih-i Müslim, c. 11/s. 393'den nakil)




Mehdi'nin Korunan Bir Ashabi Vardir
Nu’mani: Süleyman b. Harun el-Icli rivayet ediyor. Imam Hüseyin’dan duydum buyurdu:
“Bu emirin sahibinin (Imam Mehdi’nin) korunan bir ashabi vardir. Insanlarin hepsi onu terketse bile, Allah bu ashabini ona gönderecektir,


Sizden ona kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa ona gelsin. Ona katılsın. Zira o, Mehdi'dir. (İbn Mace, Fiten, B 34, H 4082; İbn Ebi Şeybe, c. VII, sf. 527; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 14)
Şarktan çıkan bir grup, Mehdi’ye yardım ederler.) [İbni Mace, Taberani]



Yine Hz. Hüseyin’in soyundan olan Horasanlı Seyydin adalet için kıyamı da bufaktörlerdendir.
Biri Yemen’de biri de İran’da gerçekleşecek bu iki kıyam Hz. Mehdi’nin zuhuru için gereken zemini hazırlayacak etkenlerden sayılırlar.
Seyyid Esedullah Şehidi, Zemine Sazan İnkılab-i Cihani Mehdi s. 439- 445

Rivayetlerde işaret edildiği üzere İran’da kurulacak olan devlet halkı İslam’a ve Ehl-i Beyt’e davet edecektir ve Kufe’ye kadar kendi hâkimiyet bölgesini zulüm ve fesattan temizleyecektir ve Hz. Mehdi (a.s) kıyam eder etmez onun kıyamına katılacak ve ona tabi olacaktır. Feride Gulmuahmmedi Arman, Mehdi Hurşid Munteziran, s. 26-27
Horasan’dan çıkacak siyah bayraklıların Kudüs’e gireceği
7.3--- Ahmed ve Tirmizi ve Naim b. Hammad Ebu Hureyre’den tahric ettiler, O şöyle dedi: Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Horasan’dan siyah bayraklılar çıkar ve İlya (Kudüs)’ya bayraklarını dikene kadar, onları kimse durduramaz.


• Horasan’dan çıkacak siyah bayraklıların Kufe’ye inecekleri
7.12--- Keza (Naim b. Hammad) Ebu Cafer’den tahric etti. O şöyle dedi: Horasan’dan çıkan siyah bayraklılar Küfe’ye iner, ve Mehdi Mekke’de ortaya çıktıktan sonra, O’na biat için elçi gönderirler.


• Horasan’dan çıkacak siyah bayraklılara katılma emri
7.4--- Naim b. Hammad Hakim ve Ebu Naim Sevban’dan tahric ettiler, o şöyle dedi. Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Horasan tarafından siyah bayraklılar çıktığını gördüğünüzde kar üzerinde sürünerek de olsa onlara katılın, çünkü içlerinde Allah’ın halifesi Mehdi vardır.
7.5--- Hasan b. Süfyan ve Ebu Naim, Şevban’dan tahric ettiler. O şöyle dediler, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Doğu’dan siyah bayraklılar çıkar, onların yürekleri demir gibidir. Kim onları işitirse, kar üzerinde sürünerek de olsa, gitsin ve onlara biat etsin.


• Siyah bayraklı orduya destek olmak lüzumu
7.10--- Keza (Naim b. Hammad) Hasen’den tahric etti. O dedi ki, Resullulah (s.a.v.) Ehli Beytinin karşılacağı bir musibetten bahsederek şöyle buyurdu: Bu musibet Doğu’dan siyah bayraklı bir ordu çıkana kadar devam eder. Kim bu orduya destek olursa, Allah ona yardım eder, kim engellemeye kalkarsa da onu perişan eder. Sonunda onlar ismi benim ismim olan birisine gelerek O’nu başa geçiririler, Allah da onları zafere ulaştırır.


• Doğu’dan gelecek siyah bayraklıların Hz. Mehdi’nin itaatına girecekleri
7.11--- Keza (Naim b. Hammad) Saib b. Müseyyeb’den tahric etti. O şöyle dedi. Resullulah (s.a.v.) buyurdu: Doğudan Beni Abbas’a ait siyah bayraklar çıkar, onlar bir süre devam ettikten sonra, yine doğudan bu kez küçük siyah bayraklar çıkar ve Ebu Süfyan’ın soyundan bir adamla savaşarak Mehdi’nin itaatına girerler.
Siyah sancaklılar:



Birçok hadis kitabıyla birlikte Hakim'in Müstedrek'inde yer alan, Buharî ve Müslim'in şartlarına uygun gördüğü bir hadis-i şerifte ise siyah sancaklılar diye nitelendirilen bu topluluğun kahramanlıklarına dikkat çekilir :
“'Hazinelerinizin yanında üç kişi savaşacak. Üçü de halife oğludur. Fakat hiçbiri halife olamaz. Sonra Doğu tarafından bir takım siyah sancaklılar belirir ve öyle bir savaşırlar ki, böyle bir savaşı hiçbir kavim yapmamıştır.' Peygamberimiz daha sonra bir kısım şeyler söyledi ki hafızamda kalmadı. Devam edip şöyle buyurdular: 'Siz bu siyah sancaklılarla gelen zâtı gördüğünüzde kar üzerinde emekleyerek de olsa gidip ona bîat ediniz. Çünkü o Allah'ın halifesi Mehdî'dir.'” Muhyiddin Arabi, Futuhat-il Mekkiyye,

Kitabü'n-Nihaye'de yer alan rivayette ise Hz. Mehdî'nin bu siyah sancaklılarla teyid edileceği, ona muvafakat edecekleri ifade edilmektedir.
İbrahim bin Übeydullah bin Alâ babasının şöyle dediğini nakleder. İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: Emirülmüminin aleyhisselam (Hz. Ali) kendisinden sonra Kaim'in kıyamına kadar gerçekleşecek olan olaylardan bahsetti. ...ve köşe bucakta benim oğluma (hz. mehdi (a.s)'ye) yardım edecek olan dağınık çeşitli bayrakları zuhur edecek. (Gaybeti numani, s. 323)
...Allah ona (MEHDİ'YE) Rum'u, Deylem'i, Sind'i, Hindistan'ı, Kabilşah'ı ve Hazar'ı FETHETTİRECEKTİR. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 274
“Ben ( Bediüzzaman ) eskiden Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsini, o imamlardan birini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, gavs-ı âzamda kutbiyet ve gavsiyetle beraber ferdiyet dahi bulunduğundan, âhirzamanda şâkirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır.”Risaliye Nur Kastamonu Lahikası, s. 151.
“Hiçbiriniz o sarıklı genç değilsiniz. Ancak o, hepinizden meydana gelen şahs-ı mânevînin tâ kendisidir” Bediüzzaman
Andolsun seni köleleştirerek yok etmek isteyen kavme , üstün söz sahibi olarak tekrar zuhur ettireceğiz.
Biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve Biz onları oradan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız." (Neml Suresi, 37) buyurur Allah. Dinini savunan samimi müminleri görünmez ordularıyla destekleyip, yollarını açar, küfrü ise aşağılanmış kılarak yenilgiye uğratır.


MEHDİ (AS)'IN YARDIMCILARI
" Ümmetimden bir cemaat Allah‘ın emri üzerine, devamlı olarak düşmanla kahredercesine savaşacak. Muhalifleri kendisine hic zarar veremeyecek. Bu hal kıyamete kadar böyle devam edecek." (Kıyamet Alametleri 286)
Başka bir hadis-i şeriften ise şunu öğreniyoruz: Doğudan bir takım insanlar çıkacak ve Mehdîye zemin hazırlayacaklar, yani Hz. Mehdî onlar arasında hükümran olacaktır. Muhyiddin Arabi, Futuhat-il Mekkiyye,
Düşmanlarının ehl-i içtihad âlimlerinin mukallidleri olduğunu, Mehdînin kendi imamlarının tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan hoşlanmayacaklarını, fakat karşı da gelemeyeceklerini söyleyen Muhyiddin Arabî, onun kılıncının ise "kardaş"ları olduğunu söyler. Bu kılınçtan korktukları için ister istemez hâkimiyetine boyun eğerler. Muhyiddin Arabî şöyle devam eder:
"Onun açık düşmanları fukahâ olacak. Elinde kılıncı, yani "kardaşları" olmasa idi katliyle fetvâ vereceklerdi. Lâkin Cenab-ı Hak, onu keremiyle ve kılınç ile tathir edecek; onlar ona itaat edeceklerdir. Çünkü halk arasında imtiyazları kalmayacak, hattâ ahkâm hususunda ilimleri de azalacak. Mehdî'nin gelişiyle âlimlerin hükümlerindeki ihtilâflar da giderilecek. Ondan hem korkacaklar, hem de bir şeyler umacaklar. Kalben ondan nefret edecekler, fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler." Muhyiddin Arabi, Futuhat-il Mekkiyye,

Muhammed b. Hanefi (R.A)'dan rivayet edildi ki:
" Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O nun etrafında bir kavim toplar.
Onların kalblerini uzlaştırır. Onlar, içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılanada sevinmezler. Sayıları Bedir Ashabı (313) kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakilerde onlara yetişemezler. Onların sayıları TALUD ile nehri geçenler kadardır." (Kitab-ul Burhan Fi Alameti-i Mehdiyy-il Ahir Zaman-57)

" O nun (MEHDİ‘NİN) kumandanları, insanlarin en hayırlısıdır." (El Kavlu,l Muhtasar Fi Alametil Mehdiyy-il Muntazar-49)

" Muhakkak ki onlar, hidayet sancaklarıdır." (Rumuz El-Ehadis 1/135)
" Onlar Allah yolunda hiç bir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir." (Sünnen-i İbn-i Mace-10-259)
" Şehitleri, şehitlerin en hayırlısı, emirlerin en üstünüdür. Onlar Allah‘ın has kullarıdır."
(Kıyamet Alametleri-198)
" Aralarında kadınlarında bulunduğu 313 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler."
" Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz arslan, gece de abiddirler."

" Ne evvelkiler nede sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemez." (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman-57-68)
" Ashab-ı Kehf, Mehdi‘nin yardımcıları olacaktır." (Kitab-ul Burhan)
"Mehdi‘nin sancakları, sakali hafif, rengi sarı, küçük bir genç olacaktır." (El Kavlul Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar 26)

"Ümmetimden bir taife kıyamet kopuncaya kadar yardim görmekte devam eder. kendilerini terk edenlerin âyrilmalarida onlara bir zarar vermez." (Ramuz El Ahadis-472)

"Ümmetimden bir taife her kes üzerine hakim olmadıkca kıyamet kopmaz.
Onlar kendilerini terkedenlere ve yardım edenlere aldırmazlar." (Ramuz El Ahadis-472)
"İslam garip başladı,yakında garip olarak başladığı yere dönecektir.O gün İslamı yaşayan gariplere müjdeler olsun.
---O garipler kimlerdir?
Onlar ki insanların ifsat ettigi sünnetimi islah ederler.Ortadan kaldırdıkları sünnetlerimi de yeniden ihya ederler.Sizler bugün sünnetime nasıl sarılıyorsanız onlarda öyle sarılacak olanlardır.Onlar ki insanların arasını islah ederler ve onlar insanlar içinde az bir topluluktur. Onlara buğz edenler sevenlerinden çoktur."


Peygamber Efendimiz (SAV) buyurmuşlar:
-- " Vedidtü ennî lakiytü ihvânî "
(Ah, canım istedi ki, keşke ihvanım ile karşılaşsaydım, kardeşlerimle bir araya gelseydim!)
-- " Kalû: Yâ rasûlallah, elesnâ ihvâneke? "
(Yâ Rasûlalllah, biz senin ihvânın değilmiyiz, kardeşlerin değilmiyiz?..)
--" Kale: Entüm ashabî "
(Siz benim ashabımsınız!)
-- " Ve ihvânî kavmun yeciune min bagdi kavmun "
(Benim ihvanım dediğim kimseler, bir takım insanlardır ki, benden sonraki zamanda gelirler dünyaya.) "
56/VAKIA-13: Sulletun minel evvelîn(evvelîne).
Evvelki sabikûnlar çoktur.
56/VAKIA-14: Ve kalîlun minel âhirîn(âhirîne).
Sonraki sabikûnlar (sabikûn-el ahirîn) azdır.
Hz. Mehdî'nin talebeleri fazilet yönünden o kadar ilerdedirler ki, Sahabeden sonra ilk sırayı alırlar.
KÖTÜLÜĞÜN İYİLİĞE YENİLMESİ


Önümüzdeki bu yeni miladî yılda, bütün Müslümanlar tek bir Ümmet çatısı altında birleşmezlerse akıbetleri iyi olmaz. Ümmet birliği ve ittihad rahmet, tefrika azaptır.

Bütün cemaatler, tarikatlar, gruplar, hizipler, fırkalar, parçalar, şucular ocular bucular; Ümmet birliği içinde yerlerini alıp, başlarına ehliyetli, liyakatli, âdil, bilge, râşid bir İmam-ı Kebir veya Emîrü’l-mü’minîn seçip ona biat ve itaat etmezlerse bozuk düzen içinde zillet ve esaret içinde yaşayacaklardır.

Müslümanlar siyasî iktidara baskı yapıp İslam Medreselerini açtırmazlar ve icazetli ve vasıflı gerçek ulema yetiştirmezlerse halleri iyi olmayacaktır.


Ancak herkes, Hz İsada gelene kadar, bu topraklarda Cumhuriyet tarihinde hiç yaşanmamış sıkıntılara , hayinliklere ve savrulmalara hazır olsun...
Sadece sabredenlerin, sağduyu ile hareket edenlerin, kendini net Müslüman olarak ortaya koyanların , bu duruşunu koruyanların ve duruşunu bozmayanlarin kazanacağı fırtınaya giriyoruz.
Bu fırtınada dost gibi görünen siyasetçiden tutun iş adamlarına kadar bütün hayin kıriptocular ,sabatayist Siyonistler kaybedilecek, çürükler ayıklanacak, vefasızlar ortalığa saçılacak. Herkes yerini bulacak.
Milletimiz ve devletimiz bu badireden güçlenerek çıkacak
Sonunda Türkiye kazanacak.Sonunda İslam Alemi kazanacak
Osmanlı İmparatorluğunu yıkan sebepler içinde sadece insan faktörü olmayıp,
dünya üzerindeki ekonomik yeni oluşumların getirileri de var olduğu anmak isteriz.

28 Temmuz 2015 Salı

AHİRZAMAN MEHDİLERİ : HER DÖNEMİN SABIK MEHDİLERİ VE FARKLI DECCALLARI OLACAKTIR Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm ( Benden sonra peygamber gelmeyecek ama, Benim dînimi kuvvetlendirecek vârislerim gelecek) buyuruyor. Müceddidler İslâm dînini kuvvetlendiren, bid'atleri yâni İslâm dinine sokulmak istenen hurâfeleri söküp atan ve sünnetleri ortaya çıkaran âlimlerdir.


Bismillahirrahmanirrahim,


Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir. 36/yâsîn-21

"Benliğime hakim olan zata yemin ederim ki, Meryem'in oğlunun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O, Haç'ı kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracak; mal (o nisbette) çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir." (Sünen-i Tırmizi Tercemesi, Hadis No: 2334, Mütercim: Osman Zeki Mollamahmutoğlu, Yunus Emre Yayınları, c. 4, s. 93)

"Dünyada sadece bir gün kalsa, Allah o günü uzatır da - sonra bütün raviler ittifak ettiler- O günde Benden veya ehli beytimden, adı adıma, babasının adı da babamın adına uyan bir adam gönderir."

Kardeşlerim, her asırda Mehdi-misal zatların geldiği bizzat Üstad’ımız tarafından izah edilmiş bir husustur.

“Hem şu sırdandır ki, Mehdî, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları, çok zaman evvel, hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velâyet "Onlar geçmiş" demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlâhiye iktiza eder ki, vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır.” (Yirmidördüncü Söz Üçüncü Dal)

Demek ki her asır mehdi manasına muhtaç olduğu gibi ahirzamandaki mehdinin zuhurundan önce, mehdinin zuhuru ve mehdinin zuhurundan sonraki olayların hepsine birden “Mehdiyet cereyanı” denir ve bu cereyanın da aşağıda Üstad’ımızın mektuplarında da işaret ettiği gibi üç mümessili vardır.

“Bu iddianın Risale-i Nura dayanan hiçbir delili olmayıp belli bir maksadı hedefleyen bir zihniyetin tekellüflü bir te’vilidir.Halbuki Risale-i Nur eserlerinde bu iddianın çürüklüğü apaçıktır. Çünkü:İman, hayat ve şeri'at olarak tabir edilen üç mesele, Risale-i Nurda açıkça beyan edilmiştir. Şöyle ki:”…

Bilakis bu üç mehdi hususu aşağıda zikredeceğimiz gibi Üstad’ımızın mektuplarındaki bir işareti olup, o mektubun başka manalarla te’vil edilmesi hakikaten çok tekellüflüdür.

Şimdi ‘üç Mehdi iddiasını çürütüyor’ denilen mektuba hep beraber bakalım inşallah..

“Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak:”…

Buradan anlaşılanlar şudur ki:

1- Mehdi (a.s) Al-i Resul olacaktır. Üstad’ımız bunu Mehdi’nin bir sıfatı olarak zikretmiştir.

2- Üstad’ımız diyor ki: Kudsi cemaatin bir şahs-ı manevisi var.Bu şahs-ı maneviyi de Mehdi (a.s) temsil ediyor. Bunun da üç vazifesi var. İlk vazife olan iman vazifesini Allah ondan razı olsun Üstad’ımız yapmıştır. Zaten mektubun ileriki kısmında bu ilk vazifenin Mehdi (as)dan önce yapılacağını Üstad’ımız belirtmiştir. Diğer vazifeler ise henüz yapılmamıştır. Üstad’ımız da bu vazifelerin henüz yapılmadığını şu cümlelerle beyan ediyor.

“Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz.”…

Buradan açık ve net bir şekilde anlaşılır ki Üstad’ımız bu vazifeleri yapacak cemiyeti ve seyyidler cemaatini beklemiş ve biz de bekliyoruz inşallah…

Mektubun bundan sonraki kısmına dikkat edelim:

“Ve onun üç büyük vazifesi olacak:

Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.

Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdînin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.”…

Evet, renkli yazılan kısımlara dikkat edilerek paragraf dikkatlice okunduğu zaman zaten mesele vüzuha kavuşur.. Şöyleki; Üstad’ımız zaten yukarıda Mehdi-i Azam’ın gelmeden önce iman vazifesini kendinden önce gelecek bir taifenin yapacağını söylüyor. Gayet açıktır ki; bu vazifeyi yapan başta Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hz. ve Risale-i Nur’un aşağıdaki vasıflara sahip bir kısım şakirtleridir.

Ayrıca burada Mehdi (a.s) için dikkat çekilen bir başka husus da “Hilafet-i Muhammediye (asm) cihetindeki saltanatı” ifadesidir. Demek Mehdi (as) halifelik cihetinde saltanata sahip olacak.. Halbuki bir vakıadır ki Üstad Hz. saltanat sahibi değil, mahkumdu.

Demek Üstad’ımızın yukarıdaki cümlelerinden anlaşılıyor ki, Mehdi (as) gelmeden önce, onun vazifesi olan bir vazifeyi ondan evvel gelen biri ve taifesi görecekler. Bu vazifeyi görecek olan zat, Mehdi (as) ın bir vazifesini gördüğü için Mehdi’dir denilebilir. Fakat son Mehdidir demek yukarıdaki cümleler muktezasınca hatadır..

Bundan sonra Üstad’ımız, bu taifenin sıfatlarını sayarak kimlerin bu taifeden olduğunu izah buyuruyor:

“Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” (Emirdağ Lahikası-l sh: 266)

Evet, bu vazifenin, yani Mehdi (as) dan önce gelecek olan taifenin yapacağı iman vazifesinin dayandığı kuvvet ve manevi ordusunun özelliklerini Üstad’ımız beyan etmiştir. Bu cümlede tahsis manası vardır. Yani bu manevi ordu “yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir.”

Risale-i Nur’da bu sıfatların ise kim(ler)e verildiği bedihidir diyor ve geçiyoruz…

“İkinci Vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gazab-ı İlahîden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hâdimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lâzımdır.”

Mehdi (as)’ın birinci vazifesini, onu bizzat kendisi yapamayacağı için ondan evvel bir taifenin o vazifeyi göreceğini anlattıktan sonra burada Üstad’ımız Mehdi (as)’ın ikinci vazifesini anlatıyor. Bu vazifeyi bizzat Mehdi (as)görecektir inşallah..

Mehdi (as) ın ikinci vazifesi ise; - Halifelik ünvanıyla şeairi İslamiye’yi ihya etmektir. (Bugün şeair-i İslamiye ölüdür.)

“Alem-i İslam’ın birliğini dayanak noktası yapıp…” diyor. Demek ki buradan Mehdi (as)ın bir vazifesinin de Alem-i İslam’ın birliğini tesis etmek olduğunu anlıyoruz.

–Beşeri maddi ve manevi tehlikelerden ve gazab-ı İlahi’den kurtarmaktır. (Şu anda beşeriyet Kur’an’ın yeryüzünde hiçbir yerde hakim olmaması ve şeriat-ı Garra’nın yasak olması sebebiyle Cenab-ı Hakk’ın gazabını celb eder bir hal almıştır. Mehdi (as) ise inşallah tekrar Kur’an’ın hükümleriyle hükmederek ve şeriat-ı garrayı tatbik ederek beşeriyeti gazab-ı İlahi’den kurtaracaktır.

Bu vazifenin gerçekleşebilmesi için, önce Alem-i İslam’ın vahdetinin te’min edilmesi gerekmektedir. Ancak o zaman yeryüzünde Allah’ın dininin hakim olma misyonu için çalışacak olan ve milyonlarca efradı bulunan ordu teşekkül edebilir. Bu zaman ve zemini ise gerçekleştirecek olan şahıs Üstad’ımızın ifadesiyle Mehdi-i Ahirzamandır.(A.s) ne mutlu bize ki Üstad’ımızdan bu müjdeyi almış bulunuyoruz. Kainatın zerreleri adedince hamdolsun…

“Üçüncü Vazifesi: İnkılabat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur'aniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) kanunları bir derece ta'tile uğramasıyla o zât, (1) bütün ehl-i imanın manevî yardımlarıyla ve (2) ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve (3) bütün ülema ve (4) evliyanın ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar (5) fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmağa çalışır.”



Evet, o zat İslam Devleti’ni kurup Müslümanlar arasında vahdeti te’min ettikten sonra üçüncü vazifesi ise Ahkam-ı Kur’aniye’yi ve Şeriat-ı Muhammediye’yi dünya üzerinde hakim kılmaktır.

Bu vazife-i uzmanın gerçekleşebilmesi şu şartlar altında mümkün olabilir:

- Bütün ehl-i İman’ın manevi yardımları. (Yani başta bütün mü’minler Mehdi (as) ve askerlerini bilip yardım edecekler ve dualarıyla manen destek olacaklar demektir. Demek ki bu cümleden de anlaşılır ki Mehdi (as)’ı herkes tanıyamaz iddiası hakikatsiz bir iddiadır.

- İttihad-ı İslam’ın muaveneti. (Mehdi (as)’ın önceden gerçekleştirdiği ittihad-ı İslam, (İslam birliği, tek bir İslam devleti) ordusuyla bilfiil bu vazife-i uzmaya yardım edecek demektir.

- Bütün ulemanın iltihak etmesi. ( Bütün İslam uleması Mehdi (as)ı tanır ve ona bi’at eder ve halkı bilgilendirerek ilmi cihadla bütün kuvvetleriyle bu vazife-i uzma adına ve namına çalışırlar demektir.)

- Evliyanın iltihak etmesi. (Sadece ulema değil, bütün veliler dahi Mehdi (as)ı tanırlar ve ona bi’at ederler ve manevi destekleriyle bu vazifenin icrasına yardım ederler demektir.)

Üstad’ımız’ın bu cümlesinde “evliya”nın da Mehdi (as)ın ordusuna iltihak edeceğini bildirmesiyle Üstad’ımıza isnad edilen “Hatemü’l Evliya” iddiası da boşa çıkmış olur.

- Ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihakları. (Burada dikkat edilecek husus şudur ki:

Üstad’ımızın ifadesiyle iki çeşit Al-i Beyt vardır. Biri Rasulullah (sav)’ın mübarek pak neslinden gelen bildiğimiz Al-i Beyt-i meşhurdur. Diğeri ise sünnet-i seniyyeyi tam irtikab edip Al-i Beyt-i Mustafa’ya ciddi muhabbet eden manevi Al-i Beyt’tir. Üstad da bizzat manevi Al-i Beyt’ten olduğunu ifade etmiştir.

Fakat cümleye dikkat edersek burada bilinen Al-i Beyt-i meşhurun kast edildiği aşikare anlaşılmaktadır. “Al-i Beyt’in neslinden” ifadesiyle açıkça nesebi bağ kast edilmiştir.

Buradan anlaşılacak bir diğer husus “her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihakı” cümlesidir. Demek ki mübarek Al-i Beyt’in her bir ferdi bu dava-i azime omuz verecekler ve bizzat Mehdi (as) a bi’at ederek onun ordusunun mühim bir kuvveti olacaklar demektir. Yoksa birkaç seyyidin toplanması Üstad’ımızın burada bahsettiği hadiseyi gerçekleştirmez.

Evet, Risale-i Nur’un hakimiyetinin bu asırda ve gelecek asırlarda devam edeceğine hiç kuşku yoktur. Zaten Üstad’ımız da yukarıdaki mektupta Mehdi (as) ın Risale-i Nur eczalarını kendine hazır bir program yapacağını beyan buyurmuştur. Demek Risale-i Nur’un ve Risale-i Nur hizmetinin kıyamete kadar baki olması Mehdi (as) ın gelmesine engel teşkil etmez ve bunda hiçbir tezatlık yoktur.

Bu kısa açıklamadan sonra şimdi de Risale-i Nur’un Hakimiyet devresi adı altında yayınlanan yazıya bakalım…

RİSALE-İ NUR’UN HAKİMİYET DEVRESİ

“Keza Üstad Bediüzzaman, Risale-i Nurun bu asrı ve gelecek asırları tenvir edeceğini açıkça beyan ederken, Nurun vazifesine hatime çekmek veya nazarları başka noktalara kaydırmak, en azından Risale-i Nuru me’haz tutmamak veya Nurlara sathî bakıp hayalden yürümektir.”

İşte bu cümlenin altında yatan mantaliteyi anlamakta zorlanıyoruz. Ben şahsen Risale-i Nur dairesi içinde hizmet edip de, Nurun vazifesine hatime çekmek isteyen ve gelecek olan Mehdi (as)ı Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinin dışında, ondan ayrı bir hareket olarak gören hiçbir kardeşime, gerek bu platformda gerek içtimai hayatta rastlamadım. Rastlayan ve gören var mı? O vakit bu cümle hakkında söylenecek tek bir şey vardır ki: Bizim görüş ve düşüncelerimiz yanlış mecralara kaydırılmak isteniyor. Üstad’ın Mehdi-i Ahirzaman olduğu ispatlanamayınca “Bunlar Risale-i Nur dışına nazar çevirmek istiyor” gibi haksız ve yersiz ve bizim görüşlerimizde ma’kes bulmamış fikirlerle Risale-i Nur okuyucularının dikkatleri yersiz korkularla dağıtılmak isteniyor diyebiliriz.

Evet, bizim Risale-i Nur’un bu asrı ve gelecek asırları tenvir eden ve edecek olan bir mucize-i Kur’an olduğuna hiçbir itirazımız bulunmaması hasebiyle bu başlık altında Risale-i Nur’un değişik yerlerinden yapılmış olan ve davamıza burhan olan hakikatlere bir itirazımız olmadığı gibi bu kıymetli cümleleri ale’r-re’si ve’l ayn kabul ediyoruz. Amma son alıntılanan Şualardaki Üstad’ımızın hizmetkarlarının mektubundaki kısım ki:

“Hz. Üstadın;“Envâr-ı Muhammediyeyi (A.S.M.) ve maarif-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ve füyuzat-ı şem'-i İlahîyi en müşa'şa' bir şekilde parlatması ve Kur'anî ve hadîsî olan işarat-ı riyaziyenin kendisinde müntehî olması ve hitabat-ı Nebeviyeyi (A.S.M.) ifade eden âyât-ı celilenin riyazî beyanlarının kendi üzerinde toplanması delaletleriyle, O zât hizmet-i imaniye noktasında risaletin bir mir'at-ı mücellası, · ve şecere-i risaletin bir son meyve-i münevveri · ve lisan-ı risaletin irsiyet noktasında son dehan-ı hakikatı · ve şem'-i İlahînin hizmet-i imaniye cihetinde bir son hâmil-i zîsaadeti olduğuna şübhe yoktur.” (Şualar sh: 671)

Şeklinde olan bölümünü, mektubu yazan ağabeylerimizin hüsn-ü zanları olarak değerlendirmemiz gerekir. Çünkü Risale-i Nur’un sair kısımlarında Üstad’ımızın bu tür ifadeleri te’dil ettiği görülecektir. Hem bu kısmı olduğu gibi anlamak, başta yukarıda izah ettiğimiz mektub olmak üzere Üstad’ımızın bir çok mektubuna muhalif kalır. Demek ağabeylerin mektupları enzara verilirken Risale-i Nur’un diğer kısımlarıyla birlikte mütalaa edilerek mana-yı hakikisi anlaşılabilir. Kaldı ki zaten son cümlede mektubu yazan zevat dahi, Üstad’ımızın hizmet-i imaniye cihetinde son olduğunu vurgulamışlardır. Demek mektubun can alıcı noktasını geçiştirerek kendi istediği mananın rayında kelimeleri işaretleyerek nazarları o kelimelere vermek, ancak kendini kandırmak olur.

Bazı ağabeylerimizin hüsn-ü zan göstererek Üstad’ı son ve beklenen Mehdi olarak görmelerinin sebebiyse aşağıda açıklanacaktır.

“Yani mezkür beyanlar, gelecek devrede geniş sahada hizmet edecek zatlar dahi Bediüzzaman Hazretlerine bağlı kalacağından Bediüzzamanın ve Risale-i Nurun manevî riyaseti dairesinde, temsilen icra edilen müceddidiyet cereyanından başkası aranmaz diye ifade ediyor.”

Bu cümleye bir itirazımız olmamakla beraber görüyoruz ki cümlede müceddidiyet cereyanı, mehdiyet cereyanıyla aynı manada kullanılmış. Şimdilik bunu aklımızın bir köşesine yazalım, ileride tekrar karşımıza çıkabilir.

“İşte kısmen tesbit edilen mezkür sarih beyanlar ve kat’î hükümler karşısında yine te’vile sapmak, te’vil değil tahrif olur.”

Evet, madem bu cümle kullanılmış, elbette bu cümlenin muktezasınca hareket edilmesi gerekir. Üstad’ın “ben beklenen zat değilim, onun pişdarıyım” şeklindeki sarih beyanları ve Mehdi (as)ı tarif ettiği kat’i hükümler karşısında yine te’vile sapmak, te’vil değil tahrif olur.

Şimdi gelelim Üç Müceddid mektubuna;

“Yalnız Kastamonu Lahikasında üç mehdi değil, üç müceddidden bahis var. Fakat herbir müceddid dahi tek şahıs değil bir şahs-ı manevîdir. Şöyle ki:…”

Bu çalışmayı okuyan müdakkik kardeşlerim!Siz de takdir edersiniz ki, bu cümlede sanki mektub okunmadan mana veriliyor gibi bir hal takınılmış.. Bu cümlenin sahibine şunları sormak ve söylemek gerekiyor:

1 – Yukarıda Mehdiyet cereyanı olarak bahsedilen meselede mehdiyet yerine müceddidiyet cereyanı ifadesi kullanılmış. Peki yukarıdaki mektub Mehdi(as) dan bahsettiği halde müceddidiyet cereyanı olarak tesmiye edildiği halde neden burada Üstad’ın üç müceddid kelimesini Mehdi’yi de teşmil edecek şekilde kullanmasına itiraz ediliyor.

2 – Üstad’ın üç müceddid var dediğini kabul etmekle, Üstad’dan başka şahıs gelmeyecek, Üstad son müceddiddir, hatemü’l evliyadır gibi ifratkar cümleler de kesin olarak hükümsüz kalıyor.

3 – Aşağıda mektubda da belirtileceği gibi mektub okunduğu vakit görülecektir ki: Evet, Üstad müceddid kelimesi kullanmıştır. Fakat mektubta zikredilen vazifeler Risale-i Nur’un değişik yerlerinde Mehdi’nin vazifeleri olarak zikredilmiştir. Dolayısıyla buradaki Üstad’ın söylediği müceddidtir, mehdi değil anlayışı da mektuptan çıkmadığı gibi mektuba yanlış bir mana vermek oluyor.

Şimdi mektuba bakalım:

“Evet bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür. Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor.Rivayat-ı hadîsiyede, tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, imanî hakaikteki tecdid itibariyledir.” (Kastamonu Lahikası sh: 189)İşte bu beyanatta açıkça görüldüğü üzere:1- “iman ve din için;2- hayat-ı içtimaiye ve şeriat için;3- hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiyeiçin, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister.”

diyerek üç vazife sahasını belirlemiştir.”…

Gariptir, hem çok gariptir.. Acaba şu ifadelerden nasıl başka manalar çıkarılıyor anlamakta hakikaten zorlanıyorum. Şimdi Allah rızası için söyleyelim: Birinci zikredilen mektupta Üstad’ın Mehdi (as)ın vazifeleri olarak bahsettiği vazifelerle, bu mektupta üç tane ayrı ayrı müceddidin yapacağını zikrettiği vazifeler tıpa tıp aynı değil mi? İman, şeriat, hayat kaç yerde Mehdi (as)ın vazifesi olarak geçmiyor mu? 


Her neyse..“gayet ehemmiyetli birer müceddid ister.” Birer müceddid ne demektir? Her vazife için ayrı gayet ehemmiyetli bir zat gönderilecek demektir. Yukarıdaki izah ettiğimiz mektupla tamamen mana bütünlüğü içinde, üç tane ayrı ayrı zatın geleceği açık ve net bir surette beyan edilmiş. Kıymetli Üstad’ımdan Allah razı olsun ki ümmet-i Muhammed’in sahipsiz kalmayacağını, şeriat-ı İlahi’nin tekrar hakim olacağını, İslam’ın bütün dinlere galip geleceğini ve Cenab-ı Hakk’ın Müslümanları sahipsiz bırakmayıp bu vazifeleri yapacak ayrı ayrı zatlar göndereceğini bizlere müjdelemiştir. Biz Nur talebelerinin bu tebşire karşı hadsiz hamdetmesi, bu cereyanın bu daire içerisinde olacağına hadsiz şükretmesi gerekirken maatteessüf bizler bu tebşiri te’vil ederek Üstadımızın “Ümitvar olunuz!” emr-ini bir kenara bırakıp kendimizi ve ümmet-i Muhammed’i ümitsizlik bataklıklarına atıyoruz. Neyse, tekrar mevzuya dönelim:

“Yani birincisi iman hizmeti ki yukarıda açık ifadelerle bildirildiği üzere kıyamete kadar devam edecek olanNurun haslar dairesi olup bu daire o vazifeyi yapıyor.

İkincisi ise, ictimaî hayatta bid’aların izalesiyle şeairin ihyası vazifesine bakacak olanictimaiyyun heyeti ve mümessiligerekiyor.Üçüncüsü dahi, hukukî ve siyasî sahada teşri’ ve tanzim yapacak olan hukukıyyun ve siyasiyyun heyeti ve mümessililâzımdır. Bu son iki vazifenin tahakkuku, ittihad-ı İslâmın varlığına bağlıdır.

Bu üç vazifenin her biri müstakil birer mehdi olmayıp üçü birdenmehdiyet cereyanınıteşkileder. Çünkü zaman cemaat ve şahs-ı manevî zamanıdır.”…

Bakınız yazı içerisindeki tezada ki başta müceddidlikle mehdiliği birbirinden ayırdığı halde son paragrafta bunun Mehdiyet cereyanı olduğu itiraf ve kabul edilmiş. Madem bu hareketin adı ‘Mehdiyet cereyanı’ ve madem bu cereyanın her vazifesini ayrı bir şahıs ve cemaati yapacak, elbette bu şahıslara da Mehdi denilebilir ve denilmesi hata değildir. Fakat, bu zatlardan sadece birine hadislerde işaret edilen Mehdi-i Ahirzaman denilebilir. Bu zat da yine hadislerde ve Üstad’ımızın mektuplarında işaret edildiği gibi alem-i İslam’ın vahdetini te’min edecek hakim ve Hilafet-i Muhammmediye (asm) ünvanına sahip olan zattır.

“Netice:Risale-i Nur ve iman hizmeti kıyamete kadar devam edecektir.”

Tam tasdik ediyor ve ekliyoruz: “Diğer vazifeleri yapacak olan zatlar da madem va’dedilmiş, elbette gönderilecektir. Biz de bunu rahmet-i İlahi’den bekliyoruz.”

Bu kısım burada nihayet buldu. Şimdi de Mehdi-i Azam hakkındaki çeşitli meseleleri on madde içerisinde ele alalım:

Evvela; Bu abd-i pürkusur, hiçbir davası olmamakla beraber Kur’an şakirtleriyle olmak bile, kendi kabiliyetinin çok fevkinde olduğunu anlamış ve sizin gibi mü’minlerle sohbet edip, daha evvel birkaç kez yine yazdığım bu meseleyi, konunun münasebetiyle bir kez daha kaleme almış bulunmaktadır. Kalemimdeki ciddiyet, şahsı manevinizin dua ve himmetiyledir.

Saniyen; Hadis-i Şerifin nassı ile sabittir ki; Mehdi-yi Azam diye isimlendirilen ahir zamanın son Mehdisi, yeryüzünde hilafet-i İslamiye ünvanı altında Sünnet-i Nebeviye dairesinde dünyanın büyük bir sultanı ve hakim-i adil olarak kırk sene hüküm sürecektir diye bütün sahih kitaplarda mevcuttur.

Bu Hadis-i hiçbir İslam alimi, Üstad Hazretleri dahil tevil etmemişlerdir.

Bu hadisin nası ile, ehl-i sünnet vel cemaate göre Mehdi-yi Azam, küre-yi arzda, İslam aleminde fiilen hilafet-i Muhammediye (ASM) namı altında, sünnet-i Nebeviyeyi ihya eden, kırk sene saltanat süren ve alem-i İslam’daki şer’i şerife muhalif olan cümle devletlerdeki bid’aları temizleyen bir hakim-i adildir.

Fiilen hilafet-i ruy-i zemin vazifesini yapmayan müceddid-i dine ve müçtehidin-i izama ehl-i sünnet vel cemaate göre Mehdi-yi ahir zaman denilmez.

Salisen; Şiilerin Resul-i Ekrem (ASM)’den mervi olarak kabul ettikleri ve bütün ehl-i sünnet vel cemaat ulemasının ise mevzudur, aslı yoktur dedikleri bir hadiste Resul-i Ekrem (ASM) şöyle buyurmaktadır;

“Mehdi-yi ahir zaman çıkacak ve onun altı talebesi olacak. Mehdi vefat ettikten sonra o altı talebesi onun yerine geçecek ve onun yerine hüküm sürecek. Yani devlet idaresinde hükümdar olup, şeriat-ı garrayla hükmedecek.”

Firak-ı dalleden olan Şiiler, bu hadisin Resulullah (ASM)’den mervi olduğunu ileri sürmüşler. Fakat bütün ehl-i sünnet vel cemaat uleması ve hadis imamları ise bu hadisin mevzu ve asılsız olduğunu kitaplarında ispat etmişlerdir.

Çünkü Şiilerin inancına göre; Mehdi-yi ahir zaman hükümdar olmayan bir zata da denilebilir. Ehl-i sünnet vel cemaate göre ise; küre-i arzda, İslam aleminde fiilen hilafet-i İslamiye unvanıyla hüküm sürmeyen zata, Mehdi-yi ahir zaman veya Mehdi-yi azam denilmez.

Rabian; El işaa adlı eserin 112nci sayfasında mealen şöyle denilmektedir;

“Resul-i Ekrem (ASM), hadis-i şeriflerinde Hazret-i Mehdinin geleceğini ve dünyada hilafet-i Muhammediye (ASM) unvanıyla kırk yıl hüküm süreceğini, Hazret-i İsa (AS)'in da semavattan nüzul ile kırk beş yıl hakimiyet süreceğini, hem önce Hazret-i Mehdinin geleceğini, otuz üç yıl hilafet-i Muhammediye unvanıyla şeair-i İslamiyeyi ihya etmek ve inkilabat-ı zamaniye ile çok ahkam-ı Kur'aniyenin ve şeriat-ı Muhammediye’nin (ASM) kanunlarının bir derece tatile uğramasıyla o zat, İslam aleminin birlik ve beraberliğini temin edip, hilafet-i İslamiyeyi ittihad-ı İslam’a bina ederek vazife göreceğini, daha sonra yedi veya dokuz yıl semavattan nüzul eden Hazret-i İsa (AS) ile beraber vazife görüp, Müslümanlarla İsevi ruhanileri ittifak edip, Kur'anı tüm devlet idarelerinde hakim kılıp, din-i İslam’a hizmet edeceklerini, Hazret-i Mehdi bu vazifelerini itmam ettikten sonra vefat edip, Hazret-i İsa (AS)'in otuz sekiz veya otuz altı yıl yalnız başına din-i İslam’a hizmet edeceğini haber vermiştir."

Bu hadislerden anlaşılıyor ki, Hazret-i Mehdi ile Hazret-i İsa (AS)'in toplam hizmet süreleri seksen beş yıldır. Bunun yedi veya dokuz yılında beraber hizmet ettikleri için, bu yedi veya dokuz yılı toplam hizmet süreleri olan seksen beş yıldan çıkarırsak yetmiş sekiz veya yetmiş altı yıl kalır. Bu süre 1428 ile 1506 tarihleri arasında din-i İslam’ın bütün cihanda hakim olacağı sürenin toplamıdır.

Şimdi Hicri 1428 yılındayız. 1506'ya kadar yetmiş sekiz yıl var. Yani Allah-u A’lem bi’ssavab din-i İslam’ın hakimiyet devresi ve Mehdi (as)ın zuhur devresi çok yaklaşmıştır diyebiliriz.

Hamisen; Üstadımızın mübarek talebelerinden bir zat, Üstadın vefatından sonra, manevi alemde terakki ederken velayet makamlarından biri olan Mehdilik makamının gölgesi altına girdiğinden kendisini o makamda görmüş ve Mehdi olduğunu ilan etmiş.

Bu fitneyi söndürmek niyetiyle Üstadımızın bazı talebeleri “Üstadtan sonra Mehdi gelmeyecek” diye bazı telkinatta bulunmuşlardır. O mücadelenin ifrat ve tefriti yüzünden bugünkü hal meydanı almıştır.

O zat her ne kadar mesul olmasa da ifrat sebebiyle o hisse kapılmasından meydana getirdiği zarar ne kadarsa, “Üstadtan sonra Mehdi gelmeyecek” diye bütün Müslümanların ümidini kırmak ve “Cenab-ı Hak her yüz senede bir müceddid-i din gönderiyor” diyen Resul-i Ekrem (ASM) tebşiratından bu asırdaki insanları hissesiz çıkarmak sebebi ile verilen zarar ise, ondan daha büyüktür.

Bu tehlikelerden, ifrat ve tefritten kurtulmak için Üstad Hazretlerinin ileride nakledeceğimiz beyanatlarına istinaden Risale-i Nurun cereyanı, Mehdilik cereyanıdır. Ve bu cereyanın üç mümessili var diye biliriz.

Birinci Mümessili; Üstadımız ve Risale-i Nurun mevcut talebeleri.

İkinci Mümessili; Hayat-ı İçtimaiyeyi İslamiye de hilafet unvanıyla kırk sene hükümdar olacak ve Risale-i Nuru kendisine program edecek zat ki, Hazret-i Mehdidir ve onun cemaat-ı nuraniyesi.

Üçüncü Mümessili ise; Hazret-i İsa ve onu şakirtleridir. Hazret-i İsa ki, peygamberdir, hiçbir veli ona yetişmez. Bu Kur’ani hizmetin başına geçip beşeri dünya ve ahrette mesut edecek bir saltanatın başına geçecek ve kırk beş yıl yeryüzünde hüküm sürecektir.

Evet Risale-i Nur, takriben 250 senelik bir zamanı, kendisi ile meşgul eden ve edecek bir hakikat-ı Kur’aniyedir.

Üstadımız Risale-i Nurdan sonra hakikat aleminde başka bir cadde-i Kur’aniye kıyamete kadar açılmayacağını ve ancak bu dairede iki tane müceddid daha geleceğini ve bu zatların Risale-i Nuru zirve-yi fulyasına ulaştıracaklarını yani şeriat ve hayat dairelerinde müceddidlerin geleceğini haber vermiş.

İnşallah bu vad-i İlahide tahakkuk edecektir.

Nasıl ki Nakşi tarikatında İmam Nakşibendi’den sonra çok müceddidler o tarikatın tasfiyesi için geldiler, ikinci bir caddeyi açmadılar.

Öylede Risale-i Nurun hakikat dairesinden başka bir daire açılmayacak denilse doğrudur. Amma Risale-i Nur mesleğinin geliştirilmesi için, şeriatın ihyası için ve içtimai hayatın düzelmesi için başka bir müceddid-in gelebileceğini tekzib etmek ise yanlıştır.

Evet Üstadımız, biri İman ve şeriat, diğeri hayat-ı içtimaiye cihetiyle iki müceddid-in daha geleceğini haber vermiş.

Risale-i Nur hakaik-i imaniye ve Kur’aniye ye bir yol açmış. Bu yolunda üç vazifesi var. Biri iman, biri şeriat, diğeri de hayattır.

Bu vazifelerinde üç mümessili var. Bu mümessillerden biri iman, biri şeriat, biri de hayat vazifesi ile muvazzaftırlar.

İşte Risale-i Nurda geçen “Ahir zamanda gelecek zat” cümlesinde geçen zattan ve mehdi tabirinden murat bu üç mümessilin mecmuudur.

Risale-i Nur dairesi içinde bu zatlar (Yani bu üç müceddid olan Üstad (RA), Hazret-i Mehdi ve Hazret-i İsa (AS)) bu vazifeleri yapacaklar demektir.

Sadisen; Üstadımız sırr-ı İnna A’tayna Risalesi’nde, açık ifade ile, 1300’den bir asır sonra deccal ve Mehdi geleceğini haber vermiştir. Yani 1400’den 1500’e kadar olan tarihler arasında gelecekleri bekleniliyor ve bu tarihler yani 1400 ile 1500 tarihleri arasında Hazret-i İsa (AS)’in da nüzulü bekleniliyor.

Üstadımızın sırr-ı İnna A’tayna, Sikke-i Tasdik-i Gaybi ve Kastamonu Lahikası gibi bazı eserlerden anlaşıldığına göre Mehdi-yi Azam, deccal-ı A’ver-i Ekber ve Hazret-i İsa (AS)’in nüzulü 1400 ile 1500 tarihleri arasında bekleniliyor ve henüz gelmemişlerdir.

Beşinci Şuada Üstadımız hadisleri izah ve te’vil ederken, bir te’vili şudur diyor. Manası çıkmış, zuhur etmiş demiyor. Beşinci Şuadan sonra yazılan sırrı İnna A’tayna İse beşinci Şuanın izahıdır. Müracaat edilsin.

Beşinci Şuada bahsedildiği deccal ve süfyan meselesi ise, deccal-ı ekberden evvel gelen küçük deccallar demektir.

Yoksa büyük deccal ve büyük Mehdi 1400’den sonra geleceklerini kesin bir şekilde sırrı İnna A’taynada söylüyor.

Yani Lenin ve emsali gibi gelmişler, büyük deccalın pişdarı oldukları gibi, Risale-i Nurda Hazret-i Mehdi-yi Azam ve Hazret-i İsa’nın pişdarıdır.

Sabian; Üstadımız Mektubat adlı eserin 440ncı sayfasında şöyle buyurmaktadır;

“Cenab-ı Hak kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u a'zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmedîyi (ASM) muhafaza etmiş.

Madem âdeti öyle cereyan ediyor, âhir zamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u a'zam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.

Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelal; Mehdi ile de âlem-i İslâm’ın zulümatını dağıtabilir. Ve va'd etmiştir, vaadini elbette yapacaktır.”

Üstadımız burada Mehdi-yi ahir zamanın hakim olacağını haber vermiş. Yani Hazret-i Mehdi halife-i ruy-i zemin olacaktır. Halbuki Üstadımızın hayatı hükkamların hakareti ve zillet altında geçmiştir. Böyle bir zatın Mehdi-yi Azam olduğunu dava etmek ifrattır ve Üstadın Mektubattaki izahatını dinlememekten başka bir şey değildir.

Hem en büyük bir müçtehid olacaktır demiş. Halbuki İçtihad Risalesi şahid-i kat’idir ki, Üstadımız içtihad yapmamış ve müçtehid değildir. Böyle bir şeyi dava etmek bu cümleyi ve İçtihad Risalesini kabul etmemektir.

Üstadımız imani meselelerde müçtehiddir ve Risale-i Nur ise Kur’an ve hadisten sonra en büyük bir hüccet-i imaniyedir ve Mehdinin pişdarıdır diyebilirsiniz ve Mehdidir diyemezsiniz diyor.

Yani Risale-i Nur, Hazret-i Mehdi ve Hazret-i İsa (AS)’den yüz sene evvel gelip, tecdid vazifesi yapıyor. Hazret-i Mehdi ve Hazret-i İsa (AS) ise, Risale-i Nurda yüz sene sonra gelip, onu imani bir program olarak neşredecekler. Ahkam ve furuattaki tecdidatı, Hazret-i Mehdi ile Hazret-i İsa (AS) yapacaktır. Yani Risale-i Nur, akaide ait olan mesailin müçtehidi ise, Hazret-i Mehdi ve Hazret-i İsa ise ahkam ve furuatın müceddididirler.




Saminen; Hüsnü zanla, dava etmemek şartıyla ulvi makamatta terakki eden bir şahsın Üstadını o makamda gördüğünde, keşf ettiğinde halka söylememek şartıyla böyle Rabbi ile kendi arasında olan bir inanca ve itikada sahip olması o şahsa zarar vermez. Fakat o şahıs, manevi alemde gördüğünü bu maddi aleme tatbik etse hatadır.




Evet makamat-ı velayette bir makam vardır ki, makam-ı mehdi tabir edilir. O makamda bulunan mürşit zat kendisinin mehdi olduğunu ilan etmesinden mesul olmadığı gibi o mürşidin irşat ve terbiyesiyle o mehdilik makamının gölgesi altına giren talebesi de mürşidini o makamda görmekle mürşidinin mehdi olduğuna inanmasından ve böyle itikat etmesinden mesul olamaz. Fakat bu manevi alemde gördüğünü, maddi alemde tatbik ederse hata eder. (Tafsilatlı bilgi için Telvihat-ı Tis’a adlı esere müracaat edilsin)




Üstadımızın bazı talebelerinin Üstad Hazretlerine göndermiş oldukları lahika mektuplarında “Üstadım, sen mehdisin” dedikleri mektuplar, bu nevidendir.




Yani Üstadın bazı talebeleri manevi alemde terakki ederken Üstadı, mehdilik makamında gördüklerinden o manevi alemde gördüklerini, keşfiyatlarını Üstad Hazretlerine beyan etmişlerdir.




Üstadımız ise, alem-i sahv de olduğu için o makamlardan geçtiği halde kendisine mehdi dememiştir.




Ve alemi sahv da olan Üstadımızın müdakkik ve alim talebeleri de (Hacı Hulusi Bey, Hoca Sabri, Mehmet Feyzi Efendi, Hasan Feyzi, Hafız Ali, Hakkı Efendi, Hüsrev, Ref’et Bey vb. gibi) bu davada, yani Üstadlarının Mehdi-yi Azam olduğu davasında bulunmamışlardır.




Manevi alemde Üstadı o makamda gören şahısların mektupları hüsnü zanla ve o manevi makama göre yazılmış mektuplardır. Alem-i maneviyeye bakar, alem-i maddiye bakmaz. Onların bu keşfiyatlarını alem-i maddiye tatbik etmek ise hatadır.




Daha sonra Üstadımız o talebelerinin hatalarını Sikke-i Tasdik-i Gaybi adlı eserin dokuz-on sahifelerinde mehdilik mevzuunda tashih etmiştir.



Keşfiyatlarının doğru olduğunu, fakat iki noktayı iltibas ettiklerini o mektupta onlara haber vermiş, keşfiyatlarındaki o iki iltibas noktasını tashih etmiştir. O iltibastan;




Birincisi; Alem-i manevi ile alem-i maddiyi iltibas etmek.




İkincisi; Üç mümessilin ve cemaatların yapacakları vazifeleri bir şahısta ve talebelerinde görmeleridir.

Üstad Hazretlerinin bu mektubuyla, keşfiyatlarında iki noktayı iltibas eden o talebeler, Üstadın bu tashih ve ilanıyla böyle bir davadan vazgeçtiler.

Tasian; Bu mehdilik meselesi ile Risale-i Nur ve Risale-i Nur müellifi ve Risale-i Nurun müdakkik, has ve eski talebeleri mesul tutulamaz.

Çünkü Risale-i Nurda böyle bir şey mevcut değildir. Hazret-i Mehdinin geleceğine dair hüccet ve deliller ise daha sonra zikredeceğimiz eserlerdeki nakillerden de anlaşılacağı üzere çoktur.

Hem Risale-i Nur müellifi de böyle bir şeyi, yani mehdi-yi Azam, Mehdi-yi ahir zaman olduğunu dava etmemiş.

Belki Mehdi-yi Azamın bir pişdarı olduğunu ilan etmiştir ve hem de Üstadın has ve müdakkik talebelerinden de böyle bir şey sudur etmemiştir.

Yani Üstadlarının Mehdi-yi Azam olduğu davasında bulunmamışlardır. Öyle ise Risale-i Nur ve Risale-i Nurun müellifi olan Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ve Risale-i Nurun has ve müdakkik şakirtlerini bununla mesul tutmak hatadır.

Çünkü onlar böyle bir şeyi dava etmemişler. Ahir zaman mehdisinin geleceğini de çok defa gerek yazı ile gerek şifai olarak söylemişlerdir

Aşiren; Madem öyledir. Alem-i sahvde olan Üstadımızın ve onun birinci talebesi olan hacı Hulusi Bey Merhumun bu mevzu hakkında söylediklerine kulak verelim;

Sikke-i Gaybi adlı eserin dokuz ve onuncu sayfalarında şöyle buyurulmaktadır;

Aziz, Sıddık Kardeşlerim;

Evvelâ; Nurun fevkalâde has şakirtleri, "Sikke-i Gaybiye" müştemilâtiyle, o evliya-yı meşhûreden, kırk günde bir defa ekmek yiyip kırk gün yemeyen Osman-ı Hâlidî'nin sarih ihbarı ve evlâtlarına vasiyeti ile ve Isparta’nın meşhur ehl-i kalp âlimlerinden Topal Şükrü'nün zâhir haber vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikati dâva edip, fakat iki iltibas içinde bu bîçâre, ehemmiyetsiz kardeşleri Said'e bin derece ziyade hisse vermişler.

On seneden beri kanaatlerini tâdile çalıştığım halde, o bahadır kardeşler kanaatlerinde ileri gidiyorlar. Evet onlar, On sekizinci Mektuptaki iki ehl-i kalp çobanın macerası gibi, hak bir hakikati görmüşler, fakat tâbire muhtaçtır. O hakikat da şudur;

Ümmetin beklediği, âhir zamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühim mi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan îman-ı tahkikîyi neşr ve ehl-i îmanı dalâletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmiha Risale-i Nurda görmüşler.

İmam-ı Ali ve Gavs-ı Âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zâtın makamını Risale-i Nurun şahsı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler.

Bâzen da o şahsı mânevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitane bakmışlar.

Bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nuru bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.

O zâtın ikinci vazifesi, Şeriatı icra ve tatbik etmektir.

Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli îtikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife, gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.

O zâtın üçüncü vazifesi, Hilâfet-i İslâmiyeyi İttihad-ı İslâm’a bina ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip Dîn-i İslâm’a hizmet etmektir.

Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir

Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar.

İşte o has Nurcular ve bir kısmı evliya olan o kardeşlerimizin tâbire ve te'vile muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telâşa verir ve vermiş.. hücumlarına vesile olur.

Çünkü, birinci vazifenin hakikatini ve kıymetini göremiyorlar, öteki cihetlere hamlederler.

Kardeşlerimin ikinci iltibası; Fâni ve çürütülebilir bir şahsiyeti, bâzı cihetlerle birinci vazifede pişdarlık eden Nur Şakirtlerinin şahsı mânevîsini temsil eden o âciz kardeşine veriyorlar.

Halbuki bu iki iltibas da Risale-i Nurun hakikî ihlâsına ve hiçbir şey'e, hattâ mânevî ve uhrevî makamata dahi âlet olmamasına bir cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhama düşürüp Risale-i Nurun neşrine zarar gelir.



Bu zaman, şahsı mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikatler, fânî ve âciz ve sukut edebilir şahsiyetlere bina edilmez

Elhâsıl; O gelecek zâtın ismini vermek, üç vazifesi birden hatıra geliyor, yanlış olur. Hem hiçbir şeye âlet olmayan Nurdaki ihlâs zedelenir, avâm-ı mü'minîn nazarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır, yakîniyet-i bürhaniye dahi kazâyâ-yı makbûledeki zann-ı galibe inkılâp eder, daha muannid dalâlete ve mütemerrid zındıkaya tam galebesi, mütehayyir ehl-i îmanda görünmemeye başlar; ehl-i siyaset evhama ve bir kısım hocalar itiraza başlar.

Onun için, Nurlara o ismi vermek münasip görülmüyor. Belki müceddittir, onun pişdarıdır, denilebilir. Sikke-i Tasdik-i Gaybi / Sayfa 9 / 10

“Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip, Allah'a şükrederiz.” Kastamonu Lahikası Sayfa / 72

“İmam-ı Rabbanî, gibi bazı kudsi muhakkikler demişler ki; ahir zamanda ilm-i kelamı, yani ehl-i hak mezhebi olan mesail-i imaniye-i kelamiyeyi birisi öyle bir surette beyan edecek ki, umum ehl-i keşif ve tarikatın fevkinde, o nurların neşrine sebebiyet verecektir.

Hatta İmam Rabbani kendisini o şahıs gibi görmüştür. Senin şu aciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin fevkinde olarak kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem, hiçbir cihette liyakatim yoktur.

Fakat o ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük adamın bir pişdar neferi olduğumu zannediyorum.” Barla Lahikası Sayfa / 162

“Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten işittim ki; o zât, eski velilerin gaybî işaretlerinden istihraç etmiş ve kanaati gelmiş ki; “Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'alar zulümatını dağıtacak.”

Ben, böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zâtlara zemin ihzar ediyoruz.” Mektubat Sayfa / 345

“Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakikî beklenilen o zât dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.

Hem üç mesele var; Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en azamı, iman meselesidir.

Fakat şimdiki umumun nazarında ve hal-i âlem ilcaatında en mühim mesele, hayat ve şeriat göründüğünden o zât şimdi olsa da, üç meseleyi birden umum rûy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev'-i beşerdeki cârî olan âdetullaha muvafık gelmediğinden, her halde en azam meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak. Tâ ki iman hizmeti safvetini umumun nazarında bozmasın...” Kastamonu Lahikası Sayfa / 57-58

“Evet bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister.

Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür. Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nispeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor.

Rivayet-i hadîsiyede, tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, imanî hakaikteki tecdid itibariyledir. Fakat efkâr-ı âmmede, hayat perest insanların nazarında zahiren geniş ve hâkimiyet noktasında cazibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye ve siyaset-i diniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile o nokta-i nazardan bakıyorlar, mana veriyorlar.

Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, âdeta kabil görülmüyor. Âhir zamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (ASM) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdide ve cemaatindeki şahsı manevîde ancak içtima edebilir. Bu asırda, Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, Risale-i Nurun hakikatine ve şakirtlerinin şahs-ı manevîsine, hakaik-i imaniye muhafazasında tecdid vazifesini yaptırmış. Yirmi seneden beri o vazife-i kudsiyede tesirli ve fatihane neşriyle gayet dehşetli ve kuvvetli zındıka ve dalalet hücumuna karşı tam mukabele edip, yüz binler ehl-i imanın imanlarını kurtardığını kırk binler adam şahadet eder.

Amma benim gibi âciz ve zaîf bir bîçarenin, böyle binler derece haddimden fazla bir yükü yüklemek tarzında, şahsımı medar-ı nazar etmemeli.” Kastamonu Lahikası Sayfa / 139

“Nurun ehemmiyetli bir kısım şakirtleri pek musırrane olarak âhir zamanda gelen Âl-i Beyt'in büyük bir mürşidi seni zannediyorlar.

Sen de onların fikirlerini musırrane kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Bu bir tezattır. Hallini isteriz?

diye sormaları sebebiyle onlara cevap olmak üzere, bundan sonra gelecek Mehdi-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatin şahsı manevîsinin üç vazifesi olduğu, bunların; imanı kurtarmak, hilafet-i Muhammediye (ASM) ünvanıyla şeair-i İslâmiyeyi ihya etmek ve inkılabat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur'aniyenin ve Şeriat-ı Muhammediyenin (ASM) kanunlarının bir derece tatile uğramasıyla o zât bu vazife-i uzmayı yapmağa çalışır.

Nur şakirtleri birinci vazifeyi tamamıyla Risale-i Nurda gördüklerinden ikinci, üçüncü vazifeleri de buna nispeten ikinci, üçüncü derecededir diye Risale-i Nurun şahsı manevîsini haklı olarak bir nevi mehdi telakki ediyorlar.

Bir kısmı, o şahsı manevînin bir mümessili olan bîçare tercümanını zannettiklerinden bazen o ismi ona da veriyorlar. Hattâ evliyanın bir kısmı, keramet-i gaybiyelerinde Risale-i Nuru aynı o âhir zamanın hidayet edicisi olduğu; bu tahkikatla, tevil ile anlaşılır diyorlar.

İki noktada bir iltibas var, tevil lâzımdır.

Birincisi; Âhirde iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller. Fakat hilafet-i Muhammediye (ASM) ve ittihad-ı İslâm avamda ve ehl-i siyasette hususan bu asrın efkârında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor.

Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, âhir zamanın büyük mehdisi ünvanını almamışlar.

İkincisi; Âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beyt'ten olacak. Gerçi manen ben Hazret-i Ali'nin (RA) bir veled-i manevîsi hükmündeyim. Ondan hakikat dersini aldım. Ve Âl-i Muhammed (ASM) bir manada hakikî Nur şakirtlerine şamil olmasından ben de Âl-i Beyt'ten sayılabilirim. Fakat Nurun mesleğinde hiçbir cihette benlik, şahsiyet, şahsî makamları arzu etmek, şan ü şeref kazanmak olmaz. Nurda ihlası bozmamak için uhrevî makamat dahi bana verilse, bırakmağa kendimi mecbur bilirim.” Şualar Sayfa / 373-374

Sual; Ahir zamanda Hazret-i Mehdi geleceğine ve fesada girmiş alemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivayet-i sahiha var.

Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır; şahıs zamanı değil! Şahıs ne kadar dâhî ve hattâ yüz dâhî derecesinde olsa, bir cemaatın mümessili olmazsa, bir cemaatin şahsı manevîsini temsil etmezse; muhalif bir cemaatın şahsı manevîsine karşı mağluptur.

Şu zamanda -kuvvet-i velayeti ne kadar yüksek olursa olsun- böyle bir cemaat-ı beşeriyenin ifsadat-ı azîmesi içinde nasıl ıslah eder?

Eğer Mehdinin bütün işleri hârika olsa, şu dünyadaki hikmet-i İlahiyeye ve kavanin-i âdetullaha muhalif düşer. Bu Mehdi meselesinin sırrını anlamak istiyoruz?

Elcevab; Cenab-ı Hak kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u azam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmedîyi (A.S.M.) muhafaza etmiş.

Madem âdeti öyle cereyan ediyor, âhirzamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşit, hem kutb-u a'zam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.

Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icat eden Kadîr-i Zülcelal; Mehdi ile de âlem-i İslâm’ın zulümatını dağıtabilir. Ve va’detmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer daire-i esbap ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua lâyıktır ki; eğer Muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder. Şöyle ki: Felillahilhamd

duası -umum ümmet, umum namazında, günde beş defa tekrar ettikleri bu dua- bilmüşahede kabul olmuştur ki; Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, Âl-i İbrahim Aleyhisselâm gibi öyle bir vaziyet almış ki; umum mübarek silsilelerin başında, umum aktar ve a'sarın mecma'larında o nuranî zâtlar kumandanlık ediyorlar. Ve öyle bir kesrettedirler ki; o kumandanların mecmu'u, muazzam bir ordu teşkil ediyorlar.

Eğer maddî şekle girse ve bir tesanüd ile bir fırka vaziyetini alsalar, İslâmiyet dinini milliyet-i mukaddese hükmünde rabıta-i ittifak ve intibah yapsalar, hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz! İşte o pek kesretli o muktedir ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır ve Hazret-i Mehdinin en has ordusudur.

Evet bugün tarih-i âlemde hiçbir nesil, şecere ile ve senetlerle ve anane ile birbirine muttasıl ve en yüksek şeref ve âlî haseb ve asil nesep ile mümtaz hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i Beyt'ten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun.

Eski zamandan beri bütün ehl-i hakikatin fırkaları başında onlar ve ehl-i kemalin namdar reisleri yine onlardır. Şimdi de, kemmiyeten milyonları geçen bir nesl-i mübarektir.

Mütenebbih ve kalpleri imanlı ve muhabbet-i Nebevî ile dolu ve cihan değer şeref-i intisabıyla serfirazdırlar.

Böyle bir cemaat-ı azîme içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek ve uyandıracak hâdisat-ı azîme vücuda geliyor.

Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye feveran edecek ve Hazret-i Mehdi başına geçip, tarîk-ı hak ve hakikate sevk edecek. Böyle olmak ve böyle olmasını; bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan ve rahmet-i İlahiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız.Mektubat Sayfa 411-412-413

Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lamlar ve mim ikişer sayılsa bunlardan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdinin şakirtleri olabilir. Sikke-i Tasdik-i Gaybi / 103

Rivayetlerde, âhir zamanın alâmetlerinden olan ve Âl-i Beyt-i Nebevinden Hazret-i Mehdinin (RA) hakkında ayrı, ayrı haberler var. Hattâ bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler.

Allah-u alem bissavab bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili şudur ki; Büyük Mehdinin çok vazifeleri var.

Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihat âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi.. her bir asır me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini teyid edecek bir nevi Mehdiye veyahut Mehdinin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi, Âl-i Beyt'ten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş.

Meselâ: Siyaset âleminde Mehdi-i Abbasî ve diyanet âleminde Gavs-ı A'zam ve Şah-ı Nakşibend ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi Büyük Mehdinin bir kısım vazifelerini icra eden zâtlar dahi, -Mehdi hakkında gelen rivayetlerde- medar-ı nazar-ı Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş; “Eskide çıkmış.” Her ne ise... Bu mesele Risale-i Nurda beyan edildiğinden, onu ona havale ile burada bu kadar deriz ki;

Dünyada mütesanid hiçbir hanedan ve mütevafık hiçbir kabile ve münevver hiçbir cemiyet ve cemaat yoktur ki, Âl-i Beyt'in hanedanına ve kabilesine ve cemiyetine ve cemaatine yetişebilsin.

Evet yüzer kudsî kahramanları yetiştiren ve binler manevî kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-ı Kur'aniyenin mayası ile ve imanın nuruyla ve İslâmiyet'in şerefiyle beslenen, tekemmül eden Âl-i Beyt, elbette âhir zamanda şeriat-ı Muhammediye’yi ve hakikat-ı Furkaniyeyi ve Sünnet-i Ahmediyeyi (ASM) ihya ile, ilân ile, icra ile, başkumandanları olan Büyük Mehdinin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lâzım ve zarurî ve hayat-ı içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır. Şualar Sayfa 496

Matbu eserlerde bulunmayan bir mektuplarında Üstadımız şöyle buyuruyor;

“Çok dikkatli Risale-i Nurun avukatı kardeşimiz Ahmet Feyzinin mehdi hadisesini Risale-i Nur dairesi içinde çokça medar-ı bahis etmesi, ehl-i dünyanın evhamını tahrike sebep olabilir.

Çünkü mehdi manasında bir siyaset dahi bulunur, diye eskiden beri fikirlere yerleşmiş.

Risale-i Nur bu meseleyi halletmiştir. Ahir zamanda büyük Mehdiden başka çok mehdiler gelmiş, geçmiştir, diye Risale-i Nur ispat etmiş. Rivayetlerin muhtelif olması, bu noktadan ileri geliyor.

Bu zaman, şahıs zamanı olmadığından o ehemmiyetli ünvanlar şahıslara verilmez.

Hem Risale-i Nura da siyaset manası taşıyan bu ünvanı vermemek münasiptir. Müceddidiyet kafidir.


Eskiden beri Üstadlarına karşı ziyade hüsnü zan kabul edilmiş.

Hatta Kur’andan ve hadisten sonra en mühim hüccet-i İmaniye Risale-i Nurdur diyebilirler. Umum kardeşlerimize birer, birer selam ve dualarını rica ederiz.

Said Nursî

Hacı Hulusi Beyden bu konuda sorulan bir suale O zat şöyle cevap vermiştir;

Sual; Bazı Risale-i Nur talebeleri Üstad Hazretlerinin Hazret-i Mehdi, Lenin’in de deccal olduklarını ileri sürüyorlar. Bazıları ise inkar ediyorlar. Bu mevzuda bize cevap verebilir misiniz?

Elcevab; Kafirler içinden çıkacak deccalın Lenin olduğuna dair açık bir yazı yoktur. Belki Lenin asıl deccal değilse asıl deccalın rejimini yani dinsizliğin tohumunu saçan bir kafir olması muhtemeldir.

Son zamanda gelecek Al-i Resulden olup deccalı öldürmek ve rejimini kaldıracak zat henüz gelmemiştir. Fakat geçmiş asırlar nasıl Mehdi siret bir zatı beklemişlerse, içinde bulunduğumuz asırda da böyle bir zat beklenilmiştir. Merhum Üstad Hazretlerinin bu asrın beklediği mehdilik vasfını imani tahkiki dersleri olarak neşredip, miras bıraktığı nurlu derslere mal etmiş ve kendisi bir makam sahibi olmadığı kanaatini hayatı boyunca müdafaa etmiştir.

Hacı Hulusi (RH)


“Ahir zamanda ehl-i Beyt’ten gelecek Muhammed Mehdi Hazretlerinin gelmediği kanaatindeyim.”

Hacı Hulusi (RH)

“Bizler buna kaniyiz ki, Risale-i Nurun kalplerdeki fütuhatı inayet-i Hak devam edecek. Belki Üstadın hayatından ziyade vefatından sonra Risale-i Nurdan istifade edenler çoğalacak. Bunlar umum mevcuda göre adeden azlıkta olsalar, bir gün gelecek ki, eser-i rahmet ve inayet olarak, zülcenaheyn bir zat, emri İlahi ile bu imanlıların başına getirilerek, imansızlığa karşı mücahede ve İ’la-yı kelimetullah yaptırılacaktır.”

Hacı Hulusi (RH)

“Benden mühim bir sual soruyorsunuz. Ayağını bastığı yeri göremeyen bir zavallı, sizin o sualinize nasıl cevap versin. Mamafih, bu münasebetle bir sırrı kısaca beyana münasebet geldi. Şöyle ki;

Hazret-i Mehdi hakkındaki Muhbiri Sadıkın haberinin tahakkukuna, ümmet her asırda intizar etmişlerdir.

Bu fitnelerin ve bid’aların çoğaldığı asırda da, aynı bekleyiş devam etmektedir.

Henüz o büyük mehdi gelmediği gibi, Hıristiyanlar içinde çıkacak dinsizliğin, imansızlığın, küfrün ve nifakın mümessilliğini yapacak olan büyük deccal da henüz çıkmamıştır. Fakat her asırda ümmet-i Muhammede (ASM) kuvvet-i imanları için, birer mehdi siretinde, manevi zatlar gelmişlerdir.

Bunlar başta müctehidin-i izam, İmam Gazali ve İmam Rabbani (RA)... gibi zevat-ı kiramdır. Son asırda bu vazife şöhret bulmuş ve lillahilhand iman ve Kur’an yolunda Üstad olmuş olan zata verilmiştir. O zat, hassaten son yirmi sekiz senelik ömrünü, iman-ı tahkikiye ve ümmetin imanlarını takviyeye hasretmiş bir memur-u manevi ve bir müctehid-i muhteremdir. Bu hakikati şüphesiz biliyorum. Diğer kalp ve ruhların mütahassıs hekimini ve yerini bilmiyorum. Şimdiye kadar böyle bir mübarek zatı, bulamamakla da cidden müteessirim. Beni teselli eden tek cihet, iman ve Kur’an hizmetinde şuurum taalluk etmeden lütf-u hakla istihdam edilişimdir.”

Hacı Hulusi Bey (RA)

Risale-i Nur Şerh ve İzahları, www.muhammediler.com Muhammediler İlim Yurdu




Mehdi Zamanında Neler Olacak?


MEHDİ hazretlerinin zuhurundan sonra büyük savaşlar olacak, yer yerinden oynayacak, büyük sayıda insan ölecek, mü’minler berzah aleminde rahat edecek, kafirler müşrikler münafıklar Cehennem çukurlarında azab çekecektir.


MEHDİ hazretlerinin zuhurundan sonra büyük savaşlar olacak, yer yerinden oynayacak, büyük sayıda insan ölecek, mü’minler berzah aleminde rahat edecek, kafirler müşrikler münafıklar Cehennem çukurlarında azab çekecektir.
Mehdi hazretlerinin rejiminin özellikleri nelerdir?
1. İtikad tashih edilecek, sapıklıklar yasaklanacaktır.
2. Salavat-ı hamsenin edası mecburî olacaktır.
3. Farz namazlar cemaatle kılınacaktır.
4. Muhadderat-ı İslamiye tesettüre girecektir.
5. İçki, kumar, riba yasaklanacaktır.
6. Müstehcen yayınlara ve Şeriata aykırı eğlencelere yasak gelecektir.
7. İsraf ve saçıp savurma beyinsizliğine dur denilecektir.
8. Kadın ve kızlar seks aleti ve seks kölesi olmayacaktır.
9. Bütün okul ve üniversitelerde Tevhidî, Kur’anî, Nebevî eğitim verilecektir.
10. Hz. İsanın nüzulünden sonra gayr-i müslimler akın akın İslama girecektir.
11. Avrupa Müslüman olacaktır.
12. Dünyada bir Altın Çağ yaşanacaktır.
13. Suçlar çok azalacak ve işleyenler, halka ibret olacak şekilde tenkil edilecektir.
14. Can, mal, ırz, neseb güvenliği sağlanacaktır.
15. Kur’an, Sünnet, Şeriat ahkamı hayata tatbik edilecektir.
16. Mürcie, mücessime, müşebbihe, Mutezile, Ehl-i Necd ve diğer dalalet fırkaları yıkılacaktır.
17. Dünyada öyle bolluk ve bereket olacaktır ki, zekat verilecek kimse bulunamayacaktır.
18. Mehdi hazretlerinden sonra dünya tekrar bozulacak, âhir zamanın bütün büyük alametleri zuhur edecek ve Kıyamet kopacaktır.
19. Hem imanı, hem aklı, hem firaseti ve hem de hikmeti olan Müslümanların büyük hadiselere hazırlıklı olmaları, hafifü’l-haz bulunmaları tavsiye edilir.
20. Cenab-ı Hak cümle mü’minleri âhir zaman fitnelerinden, melhamelerden, Deccalların Süfyanların Kezzabların hile ve tuzaklarından korusun ve hüsn-i hâtime nasip buyursun.
21. Haram yemek basiretleri bağlar, kulakları sağırlaştırır, kalpleri taşlaştırır. Aklı ve imanı olan herkes haram yemekten vaz geçsin, elinde haram birikim varsa hak sahiplerine iade etsin, edemiyorsa Allah yolunda tasadduk etsin, hayır yapsın.
22. Âhir zamanda Mehdi’nin zuhur, İsa aleyhisselamın nüzul edeceğine dair mânevî tevatür derecesinde ehâdis-i şerife vardır. Bunları inkar edenler büyük vartaya düşer. Ehl-i Sünnet Müslümanları münkir kâzibleri sakın dinlemesinler. Muhbir-i Sâdık Efendimiz haber vermiştir. Olacaktır.

MİLLİ GAZETE / Mehmet Şefket Eygi